Takkecinin hikayesinde anlatılmak istenen gerçek hangisiydi? Tedbir ve gayret mi, yoksa iman ve teslimiyet mi?
Bunun cevabını aramaya henüz yeni yeni sevmeye başladığım Peygamberden yine nefret ederek başlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Öfkemin nedeni ilk defa okuduğum bir hadis, bir hatıra.
“ Bir yolculuk dönüşü, Peygamber işleri nedeniyle kafileden geri kalmış ve kafile konak yerine vardığında ikindi vakti çoktan girmişti. Aceleyle aptes almağa başladık. Bu sırada Peygamber bize yetişti ve ayaklarımızı aceleyle gelişigüzel yıkadığımızı görünce sert bir sesle bağırdı,
- Cehennemde yanacak ökçelere yazık! Aptesi düzgün alın.” 1
Birden durakladım,
Sen ne diyorsun! Görmüyor musun adamlar çölde içecek suyu zor buluyor. Söylediğine boyun eğip günde beş defa saf durmaları yetmiyor bir de azarlıyorsun öyle mi? Hem sen değil miydin su bulamazsanız toprakla teyemmüm edin diyen! Sen değil miydin insanların işlerini zorlaştırmayın, kolaylaştırın diyen! Yoksa kendine inanan insanları, şeriat dediğin ve gittikçe arttırdığın kurallarla baskı altına almak mı istiyorsun?
Çok alınmışım. Üç gün sonra ancak kendime gelebildim.
Yoksa başka bir şey anlatmak istiyor da, daha önce kınadığım anlayışsızlar gibi şimdi ben de mi yanlış anlıyorum? Olabilir, biraz da başka bir pencereden baksam iyi olacak.
***
Bir hadiste Haz. Ayşe şöyle diyor;
“- Buas günü, Allah’ın Peygamberi için hazırladığı bir gündür ki, bu muharebenin sonuçları peygamberin hicretine zemin hazırlamıştır.” 2
Haz. Ayşe bilmediğim bir konudan bahsetmektedir ve Tarih onun bu sözlerini şöyle açıklıyor,
“Medine’nin eski ismi Yesrib’tir. Medeniyet, şehirleşme anlamına gelen Medine ismi Peygamber tarafından verilmiştir.
Medine’de önceleri Amâlika kavminin yaşadığı, sonra İsrail oğullarından bir kavmin Amâlika’yı yok ederek buraya yerleştiklerine dair rivayetler vardır. Hâttâ bazı kayıtlarda, İsrail oğullarından olan bu kavmi Haz. Musa’nın gönderdiği söylenmektedir. Kuyular açarak ve çevreyi ağaçlandırarak hayli zaman yaşamışlar, sonraki bir zamanda tarihten silinmişlerdir. Medine’yi bundan sonra ihya edenlerin tübba olarak bilinen Yemen kralları olduğu sanılmaktadır. Bu günkü Medine’nin bulunduğu yer o zamanlar sadece bir çölden ibaretken, son peygamberin buradan zuhur edeceğini bildirerek Yesrib şehrini onun şerefine inşa etmişlerdir.
Yine bazı rivayetlerde, Yemende hüküm süren Ad kavminin, kraliçeleri Saba melikesi Belkıs ile birlikte Haz. Süleyman’ın dinine girdikten uzun yıllar sonra bozuldukları, yaptıkları barajın yıkılması sonucu (seyl-i arim) kuraklık felaketi yaşandığı, Ad kavminin kabileler halinde yakın çevredeki diğer ülkelere doğru göç ettikleri, Evs ve Hazrec ailelerinin de bu göç sırasında Medine’ye gelip yerleştikleri bildirilmektedir.
Evs ve Hazrec kabileleri, Medine’ye dışarıdan gelerek yerleşen son kavimdir. Evs ve Hazrec iki kardeştir. Babaları, Yemenli Cefne veya Kudai soyuna mensup Salebe oğlu Harise’dir. Anaları yine Cefne soyundan Erkam kızı Kayle’dir. Her iki kardeşin soyu Medine’de çoğaldıkça, şehrin eski sakinlerinden olan Yahudilerle din ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan çatışmalar başlamıştır. Ancak Yahudilerle olan bu çatışmanın yanı sıra, Arapların yaratılışı gereği iki kardeş soy arasında da savaşa varan anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Bazı rivayetlere göre, bu çatışmaların yüz yirmi yıl devam ettiği söylenmektedir. Bu kardeş kavgalarının en sonuncusu Buas harbi olmuştur. Arap edebiyatı, bu iç savaşlarda yaşanan acıların ve kahramanlıkların hatıraları ile doludur.
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin