Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Ne var ki fasılalarla 615 yıllarına kadar devam eden bu çatışmalar, Evs ve Hazrec’i hem komşuları Yahudiler, hem de kervan yolu üzerindeki diğer Arap boylarına karşı zayıf düşürmüştür. Altı yahut sekiz kişilik bir heyet, hem haccetmek hem de Mekke’nin en etkili kabilelerinden Kureyş ile bir ittifak zemini aramak üzere Ukaz panayırına geldiklerinde tarihler 620 yi göstermektedir. Kureyş’in ileri gelenlerinden Amr bin Hişam, namı diğer Ebu Cehil ile görüşmüşler ve reddedilmişlerdir. Esad bin Zürare’nin de aralarında bulunduğu altı kişilik barış heyeti, şaşkın ve umutsuz bir halde Ukaz panayırında dolaşmakta ve uygun bir çıkış yolu aramakta iken, aynı panayırda çıkış yolu arayan sıkıntılı bir insan daha dolaşmaktadır. Muhammet bin Abdullah!
Son Peygamber o günlerde 49 yaşındadır. En büyük destekçileri amcası Ebu Talib’i ve eşi Hatice’yi arka arkaya kaybetmiş, destek bulmak üzere gittiği Taif’ten ise taşlanarak kovulmuştur. Büyük kızları Rukiye ve Ümmü Gülsüm’ü evlendirmiş, muhtemelen küçük kızı Fatıma ile birlikte hayatının en zor günlerini yaşamaktadır. Gerek şahsına gerekse az sayıdaki taraftarına uygulanan baskı ve şiddete rağmen bazen Kabe’yi haccetmeye gelenlere, bazen de panayır yerlerinde toplanan insanlara İslam’ı anlatmaya çalışmaktadır. Şehrin ileri gelenlerinden olan karşıtları için, artık onun yok edilmesinden başka bir yol kalmamış gibidir. Son peygamber, doğduğu şehir Mekke’de on yıldır sürdürdüğü inanç kavgasında yenik düşmek üzeredir.
İlk tedbir olarak, taraftarlarından 15 kişilik bir gurubu Hıristiyan bir ülkeye, Habeşistan’a göndermiştir. O sıralarda necâşi (sultan) Eshame’ dir ve adil bir yönetici olduğu söylenmektedir. Müslümanlar gerçekten iyi karşılanırlar. Sonra 83 kişi daha yola çıkar. Kendisi ve kendisiyle birlikte Mekke’de kalan arkadaşları için aradığı çıkış yolunu ise, Mekke yakınlarında kurulan Ukaz panayırında yakalar. Bu çıkış yolu, aynı şehirde uzun yıllardır düşman kardeşler olarak yaşayan Evs ve Hazrec kabileleridir. Bu şehir ise, Mekke’nin 300 km. kadar kuzeyindeki Yesrib, ya da daha sonraki adıyla Medine’dir.
Son peygamber, her iki kabilenin panayıra gelen ileri gelenlerini ayrı ayrı ziyaret ederek günlerce konuşur. Onlara, Allah vahiy ediyor dediği İslam’ı anlatmaktadır.
Sonuç sevindirici olur. Başta Esad bin Zürare olmak üzere bütün heyettekiler, Peygamberin Allah ve din hakkındaki tüm sözlerini benimsemişlerdir. Bu sözler varlık, yaşam ve yaşam ötesi hakkında verdiği açık bir anlayışın yanı sıra, aralarındaki düşmanlığı yok eden ortak bir payda sunmaktadır. Bir taşla iki kuş vurulmaktadır. Hâttâ içlerinden biri şöyle demektedir,
– Medine’de Yahudilerin bize, göreceksiniz bu topraklara yakında hem de pek yakında bir peygamber gelecek. O vakit biz ona tabi olacağız. Ve o zaman, Ad ile İrem kavimleri nasıl perişan olmuşlarsa biz de sizi öyle perişan edeceğiz! dediklerini bilmez misiniz? İşte sözünü ettikleri peygamber budur. Geç kalmayalım ki onlar bizden önce inanmış olmasınlar.
Peygamberin ise tek bir isteği vardır. Kendisinin koruma altına alınarak İslam’a yardım edilmesi. Ancak bu konuda bazı sıkıntılar vardır. Her iki kardeş kabile uzun yıllar süren iç savaştan henüz çıkamamış, siyasal bir birlik oluşturamamıştır. Böyle bir söz vermek kolay değildir.
Heyet, inandıkları bu din anlayışını kabilenin diğer üyelerine anlatmak ve gurup kararı almak üzere Medine’ye dönmeden önce, peygambere İslam adına bağlılık yemini ederler. (1.Akabe Biatı)
Bir yıl sonra yine buluşmak üzere sözleşip Mekke’den dönerlerken, yanlarında Mekkeli biri daha vardır. Musab bin Umeyr! Peygamberin yakın arkadaşlarından olan Musab, Medine’de Kuran’ı ve İslam’ı anlatmak üzere heyetle birlikte yola çıkmıştır.

Sayfalar: 1 2 3 4 5

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş