Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Kendilerini ayrıcalıklı saydıkları için, hac günlerinde evlerine ve bahçelerine her zamanki gibi kapılarından girip çıktıkları halde, halktan kimselere günah ve haram sayarlardı. Zavallı halk hac günlerinde günaha girmek korkusu ile kendi evlerine bile kapıdan giremez, ya arka pencerelere koydukları bir merdivenden, ya da arka duvarda açtıkları bir delikten girerlerdi.” 4
Mekke’deki cahillerin anlayışsızlığından söz etmeye çalışıyordum, oysa dönüp baktım hep tarihten söz ediyorum. Neden?
Gözüme ilişen örnekler her toplumda görülen sıradan şeylerdendi ve onlardan söz etmek istemedim. Bugünkü din anlayışımız Mekke’nin cahillerinden daha da kötü bir haldeyken, eski Mekkelileri anlayışsız olmakla suçlamak haksızlık olmaz mıydı?
İsterseniz Mekke’yi geçip biraz da Medine’nin cahillerinden söz edelim. Bakalım anlayışları Mekke’nin cahillerinden daha mı yüksekmiş?
***
Müslümanlar mescitlerin ve evlerinin yanı sıra, yeryüzünde temiz olan her yerde namaz kılabilirlerdi. Bazen çölde bir kayalığın yanında, bazen de çalışırken tarlanın kenarındaki bir ağacın altında. Ve böyle, önünde duvar olmayan açık bir yerde namaz kılarken önlerine sütre denen bir engel, bir işaret koyarlardı. Namaz kılındığını anlatmak ve gelip geçenleri uzak tutmak üzere. Bu bazen bir kargı sapı olurdu, bazen de bindikleri bir hayvanın semeri. Bunu Peygamberden böyle görmüşlerdi. Ve eğer böyle bir engel olmazsa, bazı şeyler namazı bozabilirdi.
Mesela neler? Peygamberden sonra bu konuda Müslümanlar arasında ihtilaf doğmuştur. Ebu Zer’in bir hadisini esas alan kimilerine göre köpek, eşek ve kadın, kimilerine göre bunlara ek olarak domuz, Yahudi, Hıristiyan ve Mecusiler, kimilerine göre köpeğin sadece kara olanı, kimilerine göre kara köpekle birlikte ay halindeki kadın! 5
Bütün bunlar Peygamberin ölümünden hemen sonraki yıllarda konuşulmaktadır ve Müslümanlar, namazın ne olduğunu anlayıp bitirmiş gibi nasıl bozulacağını tartışmaktadırlar. Bu manzarayı gören ve namazın bozulmasının dikkat dağılması demek olduğunu bilen Haz. Ayşe haklı olarak sinirlenir,
“ - Sizler biz kadınları köpek veya eşekle bir mi tutuyorsunuz? Yemin ederim ben sedirin üstünde yatıyor olurdum da, Peygamber gelip sedirin ortasına doğru namaza dururdu. Hâttâ kalkmak isterdim de, dikkatini dağıtmamak için sedirin ayak ucundan sıyrılıp çıkardım.” 6
Halk kara köpeğin çoğu kere aniden ısırdığı için namazı bozduğunu iyi anlamış, ama kendi kötü huylarımızın da bu kara köpeğe benzediğini düşünemedikleri için, köpeğin yanına başka ilgilerini eklemekte sakınca görmemişlerdir.
Peygamberden sonra başlayan bozulma namazdan ibaret kalsa ya, ama kalmaz. Peygamberin Kabe’yi anlatırken söylediği bir söz var;
“ Kıbleye doğru aptes bozmayın, arkanızı da dönmeyin.” 7
Fakat Kabe’yi taştan, aptesi sudan ibaret zanneden bazı yeni Müslümanlar için Kabe kadar Kudüs’teki Mescid’ül Aksa da kutsaldır ve insanlar nereye döneceklerini şaşırmışlardır. Haz. Ömer’in oğlu Abdullah şaşkınlığı fark eder ve bozulan anlayışları düzeltmeye çalışır,
“ Şimdi bir takım kimseler, helaya girdiğin zaman ne kıbleyi ne de Mescid’ül Aksa’yı karşına alma diyor. Halbuki ben bir gün bizim evin damına çıkmıştım da, Peygamberin helaya girdiğini ve Mescid’ül Aksa’ya doğru iki kerpiç üzerinde oturduğunu gözlerimle gördüm.” 8
İşte bu bozulmalara bir örnek daha!
“ Abdullah bin Ömer, kadınlara yıkandıkları zaman saç örgülerini açmaları gerektiğini söylüyordu. Bu haber kendisine ulaştığında Haz. Ayşe şöyle dedi,
- Ömer’in oğluna hayret doğrusu? Kadınlara başlarını çözmelerini emrediyormuş, bari bir de tıraş olmalarını emretseydi! Ben ve Peygamber aynı kaptan beraberce yıkanırken başıma üç kere su dökmekten başka bir şey yapmazdım da, Peygamber müdahale edip örgülerini de çöz demezdi.” 9

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş