Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Ömer’in oğlu bir yerde düzeltmeye çalışırken, temizlik konusundaki hassasiyeti nedeniyle farkında olmadan başka bir yerde bozulmaya neden olmaktadır.
Ve o günlerde biri daha vardır ki, Abdullah bin Ömer’in bu hassasiyetini aşırılığa vardırmaktadır.
Ebu Musa el Eşari sıçrayan sidik konusunda aşırı titizlenir, ayakta su dökülmesini hoş görmez, hâttâ serpinti dokunmasın diye bir kabın içine su dökermiş. Bununla da kalmaz şöyle dermiş;
- İsrail oğulları zamanında birinin elbisesine sidik bulaşacak olsa, bulaşan yerini keserdi.
Peygamber sırrının sahibi Ebu Huzeyfe bunu duyunca irkilir;
“ - Ah, keşke bu kadar ileri gitmiş olmasaydı! Çünkü ben bir defasında Peygamberi bir mahallenin çöplüğünde ayakta su dökerken gördüm. Sonra benden su istedi ve aptes aldı.” 10
Ebu Huzeyfe’nin ah ettiği kadar vardır. Çünkü anlayışlar davranışları doğurmaktadır ve kişisel anlayışlarımızın din olarak yansıması doğru din anlayışını hırpalamaktadır.
Çünkü söylenen sözün asıl sahibi Peygamberdi ve anlatmak istediği asla bu değildi. Söylediği şu;
“- Çok eski zamanlarda İsrail oğulları temizliğe çok dikkat ederlerdi. Hâttâ birinin elbisesine sidik bulaşacak olsa bulaşan yerini kesip atarlardı. Sonra, ileri gelenlerinden bir adam onları bu titizlikten vazgeçirdi. İşte o adam, iyi bir alışkanlığın kaybına neden olduğu için günah işlemiş oldu.”
Farklı anlayışların doğurduğu bu tahribatın nerelere kadar uzandığını anlatan iki örnek daha okumamı ister misiniz?
İşte birincisi;
“ Müemmel bin İsmail, bir gün bir şeyhten Kuran’ın faziletleri hakkında Übeyy bin Kâb’a atfedilen bir hadis dinlemiş. Ona,
- Bunu sana kim söyledi? diye sormuş. O da,
- Medâin şehrinde halen hayatta olan bir şeyh, demiş. Müemmel Medâin’de o şeyhi bulup, aynı soruyu ona sormuş. O da, Vâsıt şehrindeki başka bir şeyhi haber vermiş. Müemmel işin peşine düşüp Vasıt’taki şeyhe ulaşmış. O, Basra’daki bir şeyhi, Basra’daki de Abbadan’ daki birini haber vermiş. O da Müemmel’in elinden tutmuş ve aynı şehirdeki başka bir cemaatin şeyhine götürüp,
- İşte, bu hadisi bana söyleyen bu kimsedir, demiş. Müemmel şeyhe sormuş,
- Bu hadisi sana kim söyledi? Şeyh cevap vermiş,
- Bunu bana söyleyen hiçbir kimse yok! Lakin ne yapalım ki halk Kuran okumaya o kadar rağbet etmiyor. Biz bu hadisi onların kalbini Kuran’a yöneltmek için söyledik.” 11
Bu da ikinci örnek,
“Bazı dilenci kılıklı ve para düşkünü kimseler bazı gerçek hadislerin aktaranlarını ezberlemişler, çarşıda, pazarda, camide onlar adına uydurdukları hadislerle halkı duygulandırıp dünyalık bahşiş toplamakta imişler. Bir defasında, imam Ahmet bin Hanbel ile Yahya bin Mâin Bağdat’taki Rüsafe mescidinde namaza girmişler. Minberde bu türden bir vaiz,
- Ahmet bin Hanbel ve Yahya bin Mâin dediler ki, diye başlayan ve ucu Peygambere dayanan bir silsileyi saydıktan sonra,
- Kim Lailaheillallah derse, Allâhü Tealâ her harfinden bir kuş yaratır ki, gagası altından, tüyü mercandan…diye devam eden ve sayfalar tutan bir hikaye anlatmaya başlamış. Ahmet ile Yahya birbirlerine bakıp,
- Bunu bu adama sen mi anlattın? diye soruşmuşlar. Her ikisi de,
- Vallahi bu saate kadar böyle bir şey duymadık, deyince de susup beklemişler. Vaaz ve nihayet namaz da bittikten sonra Yahya eliyle işaret etmiş. Adamcağız bahşiş verecek ümidiyle koşup gelmiş. Yahya sormuş,
- Bu hadisi sana kim söyledi? Adam cevap vermiş,

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş