Son Peygamber kadir gecesinden söz ettiği bir hadiste, o gecenin sabahında kendimi su ve balçık içinde secde eder gördüm derken, ne demek istiyordu dersiniz?
Başka bir hadiste, ertesi günü yağmur yağdığı, yağmurun mihrabın üstünü örten dalların arasından sızdığı, secde yerinin ıslanması sonucu da Peygamberin alın ve burnunun çamurlandığı anlatılarak rüyanın gerçeklendiği anlatılmak istenir. Bu hadisin gerçek mi, uydurma mı olduğunu bilmiyorum. Doğru değilse, kadir gecesi hakkındaki bu çok önemli hadisi anlayamayan, ama Peygamberin sözünü de mutlaka anladıkları bir sonuca bağlamak isteyenlerin lüzumsuz bir gayreti olduğunu düşünürüm. Değilse, doğru kabul edenlere sormak isterim,
Siz Peygamberin kadir gecesinde uyuduğunu mu söylemek istiyorsunuz? Yoksa sadece ertesi gün yağacak bir yağmuru haber verdiğini mi?
Bana göre hadisin gerçek anlamı, Peygamberin her şeyin topraktan yaratıldığına olan inancıdır. Peygamber maymunu çoktan geçmiş, varlığın ezeli geçmişinde bir toz tanesi kadar bile olmadığını düşünmektedir. Esasen bu böyle olduğu içindir ki, tasavvuf anlayışında zerre anlayışı çok önemsenmiş ve Allah karşısındaki tevazuun sembolü olagelmiştir.
Geçmişimiz maymun olsa bundan ne çıkar? Önemli olan bizim şimdi ne olduğumuz değil mi? Dışardan insanmış gibi görünen birçok insanın bırakın taklitçi maymunu, gerçekte tembel bir eşek, sinsi bir yılan veya saldırgan bir köpek gibi davrandığını görmüyor muyuz? Üstelik hayvanlar da bizim gibi topraktan değil mi? Topraktan gelip toprağa gitmiyorlar mı? Maymunlarla aynı topraktan yaratılmış olmak gücümüze gitmiyor da, maymundan gelişmiş olmak niçin gücümüze gidiyor?
Şimdi biçare hayvanlara karşı övünüp büyüklenmeyi bir tarafa bırakalım da, gelin şu ayeti bir daha tefsir edelim,
“ Kendilerine koyduğumuz yasakları aştılar ve onlara, - Basit birer maymun olun, dedik. Araf 7/166”
Anlayamadınız, hâlâ maymunda mı kaldınız? O halde bir de şunu tefsir edelim,
“ Onlara şu adamın haberini de anlat. Ona ayetlerimizi vermiştik ama, inkar ederek azgın şeytanlardan olmuştu. Dileseydik onu bu ayetlerle yükseltirdik, ancak o kendi hevesine uyarak aşağılığa saplanmayı istedi. Onun durumu köpeğin şu hâline benzer ki, üzerine gitsen dilini çıkarıp solur, bırakıp uzaklaşsan yine dilini sarkıtıp solur. Ayetlerimizi yalanlayan kimsenin durumu işte böyledir. Sen onlara bu örneği anlat, ola ki üzerinde durup düşünürler. Ayetlerimizi inkar ederek kendine zulmeden bir millet ne kötü bir misaldir. Allah’ın yol gösterdiği hak olan gerçeğe ulaşmıştır, saptırdıkları ise mahvolanlardır. Ant olsun ki, biz insanlardan ve cinlerden bir çoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri var anlamazlar, gözleri var görmezler, kulakları var işitmezler. Hayvanlar gibidir bunlar, hâttâ daha da aşağı. İşte bunlar, gafillerin ta kendisidir. Araf 7/175”
Hâlâ mı anlamadınız?
Şu halde gelin biraz daha açık konuşalım. Bakın amentüde “ve kütübihi” diyerek iman ettiğimiz Tevrat ne diyor;
“ Ademoğlunun yaratılışı, Allah onları denesin ve kendilerinin ancak bir hayvan olduklarını görsünler diyedir. Görmüyor musun insanın başına gelen hayvanların başına da geliyor ve başlarına gelen şey birdir, bu nasıl ölüyorsa öteki de öyle ölüyor. Hepsinin bir soluğu var ve insanın hayvana üstünlüğü yoktur. Hepsi aynı topraktan geliyor, aynı toprağa gidiyorlar. Ancak şu var, Ademoğlunun ruhunun yukarıya çıktığını, hayvanın ruhunun aşağıya indiğini kim biliyor? Vaiz 3/18”
Nasıl?
“ Ant olsun biz insanı en güzel surette yarattık da, sonra aşağıların aşağısına ittik. Tin 95 / 4” ayetini anlamak şimdi daha kolay değil mi?
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin