Dünyayı bir Tanrı mı yarattı?
Evet!
Tuhaf, peygamberler kendileri de görmedikleri halde bu soruya nasıl evet diyebiliyorlar?
Bence bazı insanların tanrıya inanmıyor olmasının nedeni bu tuhaflıktır ve kolay anlaşılır bir cevabı da yoktur. Dinler tarihinde bu tuhaflığın başka bir adı sırdır.
Bazılarımız bu sır duygusunu sever. Onlara göre bu durum din kavramının tabii bir gereğidir. Yine bu ezeli sır karşısında kimilerimiz çaresiz, kimilerimiz umursamazdır.
Peki ama ya bilim? Bilim insanlık onuru adına sırrın ezeli düşmanıdır ve hayır diyerek haykırır;
“ Maddi varlıklardan ibaret olan şu evrende bilinemeyecek tek bir şey bile olmadığı gibi, insanın bilme yeteneğinin de sınırı yoktur. Bu nedenle ilke olarak kabul edilebilir ki, mutlak gerçek tüm olarak bilinebilir. Bireylerin veya kuşakların bilgi seviyelerinin çeşitli koşullarla sınırlı olması bu gerçeği değiştiremez.” 1
Bilimin gözünde pek çoğumuz bilmediğimiz şeylere inanmakta, ibadet diyerek bilmediğimiz gariplikler yapmaktayızdır. Bazılarımız bu durumu iman adına kabullenirken, bazılarımız da bilimin bu uyarısı ile gerçek adına isyan etmekte ve sormaktadır,
- Bizim tanrımız sır, dinimiz bilgisizlik mi olmalıdır? Tanrının bizden istediği bu karanlık bilgisizliğe inanmamız mıdır?
Bilim ve Dinin ne zaman başladığı bilinmeyen, ancak günümüzde de hâlâ devam eden ezeli kavgalarının nedeni kısaca budur.
Ancak içinde yaşadığımız 21. yüzyılda bu kavganın artık sona yaklaştığı, kazanacak tarafın belli olduğu anlaşılıyor.
Din tarafından son olarak ortaçağda engizisyona çekilen ve yakılan bilim dirilmiş, sonra gittikçe büyüyerek dinin bütün kalelerini bir bir ele geçirmeye, mensuplarını yerden yere vurmaya başlamıştır. Ezeli düşmanı dinin hastalarını bile o iyi etmekte, evliyalar gibi gök yüzünde uçmakta, hâttâ daha düne kadar nur zannettiğimiz aydan hatıra taş parçaları getirmektedir. Kahinler gibi olacak bazı şeyleri önceden haber vermekte, cinler gibi binlerce kilometre uzakta konuşulan fısıltıları dinlemektedir. Kılıç ve mızrak gibi eski silahlarını atmış, artık düşmanlarını gözle görülmeyen, elle tutulmayan silahlarla yok etmeye başlamıştır.
Her ne kadar kimi inanırlar bugün hâlâ karşı koymaya çalışıyorlarsa da söyledikleri eskilerin bir tekrarı olmaktan öteye gidememekte, adeta bir ejderhaya dönen bilim karşısında din gittikçe yok olmaktadır. Bu manzara, bilimin ibret verici intikamıdır.
Bilimin olanca öfkesiyle yüklendiği ve yok etmekte olduğu dinlerden biri de son din İslam’dır ve doğrusunu isterseniz diğerlerinden daha iyi durumda olduğunu da hiç kimse söyleyemez. Aksine, belki daha kötü durumda olduğu bile söylenebilir.
Bugün dünyadaki her Müslüman diğerlerinden daha iyi Müslüman olduğunu iddia etmekte, bilimden ödünç aldıkları eski silahlarla birbirlerini vururken bilimin kafirlerine beddua etmektedirler. Artık hiç anlamadıkları kutsal kitaplarını bile düşmanları bilimin bilgisayarlarında yazıp basmakta, bilimsel verilerle açıklamaya çalışmaktadırlar. Gerçekte Müslümanların durumu daha kötü, hâttâ acıklı bile sayılabilir.
Aslında bilime inanan bir materyalist olarak bundan memnun olmam gerekirdi, ama değilim. Çünkü görünmez Allah’ı arıyorum ve buluncaya kadar da ön yargısız bir düşünceyle tarafsız olmak zorundayım.
Hiç düşündünüz mü bilim ve din arasındaki bu kavga hakkında Son Peygamber ne düşünürdü acaba? Şüphesiz en iyisi kendisine sormak,
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin