“ Kim ilim öğrenmek için bir yola girse, cennete giden yollardan birine girmiş demektir. Melekler memnun olarak onu kanatlarıyla örterler. Gökyüzü ve yerde olanlar ve hâttâ denizdeki balıklar, âlim için dua ederler. Âlimin ibadet ehline üstünlüğü, dolunaylı gecede ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler para pul değil, ancak ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiş demektir.” 2
“Yok edilmeden önce, şu din denilen ilmi öğrenmeniz gerekir. Bu yolda âlim ve talebe sevapta ortaktırlar. Öğretici veya öğrenici olmayan diğer insanlarda hayır yoktur.” 3
Ya her şeyin yazılı olduğu söylenen Kuran ne diyor bu konuda?
“ De ki, Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Zümer 39/9”
“ Hayır, hayır! İş sizin bildiğiniz gibi değil. Keşke görürcesine, kesin olarak bilmiş olsaydınız. Tekasür 102/5”
“ İkişer olmuş bir sekiz! Koyundan iki, keçiden iki. Deveden iki, sığırdan da iki. Ne anlama geliyor bu sözler? Madem gerçeklerden söz ediyorsunuz, hadi bunu da açıklasanıza! Enam 6/143”
Hayret! Görüyor musunuz Allah ve Peygamberi de sık sık bilgiden ve bilginin öneminden söz ediyorlar değil mi?
Ama hayır! Daha önce defalarca aynı tuzağa düşen bilim bu defa son derece tedbirli ve son derece kendinden emindir. Hayır, der.
“ Dinin söz ettiği bu bilgi, bilimin söz ettiği bilimsel bilgi değildir. Bilgi, maddi gerçeğin insan beynindeki bir yansıması, bir görüntüsüdür. Elmanın aynadaki aksi elma olmadığı gibi, bu görüntü de asla maddenin kendisi değildir. Bilgi, insana gökten inme esrarlı bir vergi değil, çevresindeki maddi âlemi gözleyip inceleyen insanın elde ettiği bir başarıdır. Bilimsel bilgi; hangi konuda olursa olsun, ancak gözlem, deney ve hesaplamalar sonucu elde edilen ve doğruluğu ispatlanmış olan sonuçlardır. Özetle, bilgi ile görünen şu maddi âlem arasında aşılamaz hiçbir sınır yoktur ve tek bilgi kaynağı maddi evrendeki varlıklar ve olaylardır.
Dinin söz ettiği bu bilgi, hiçbir maddi temele dayanmayan ve aslı olmayan bir hayalden ibarettir. Doğada sağlam ve sağlıklı şeylerin yanı sıra çürük ve hastalıklı şeyler de olabildiği gibi, din duygusu da insanın gördüğü âlemden elde ettiği çarpıtılmış bir görüntüden başka bir şey değildir. Dinin kimi zaman zor bile kullanarak inanılmasını istediği bu bilgi, gerçekte kapkaranlık bir bilgisizlikten başka bir şey değildir.” 4
Doğrusunu isterseniz bilim bu itirazında pek de haksız değil gibidir. Birçok yerinde,
“ Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyice açıklamışızdır. Bakara 2/118” diyen Kuran, başka birçok yerinde ise;
“ Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları Ondan başkası bilmez. Enam 6/59” demektedir.
Peygamberden aktarılan bir hatırada bir arkadaşı şöyle diyor;
“ Ey Allah’ın Resulü, dedim, varlığı yaratmadan önce Allah nerede idi? Bana şu cevabı verdi, El-amâ’da idi.” 5
Gariptir ama gerçekten Arap dilinde el-âmâ koyu karanlık, gayb da bilinmeyen demektir. Yoksa bilim haklı mı?
Yine Kuran’ın bazı sureleri, Elif-Lam-Mim, Ya-Sin, Ha-Mim, Elif-Lam-Mim-Ra gibi anlam verilemeyen harflerle başlamakta ve Müslümanlar Hurûf-u mukattâ (Kesik harfler) adını verdikleri bu harfleri şu cümlelerle açıklamaktadırlar.
“ Bunlar ilahi birer şifre, Allah’ın Kuran’daki sırrıdır.”
Bu konuda ilerici düşünceleriyle tanıdığımız Muhiddîn-i Arabi bile bir yerde;
“ Bir şeyin sonunun, başka bir şeyin başlangıcı olduğunu görmüyor musun? İnsan niçin cahil kalsın? En doğru haber, insanın anlayış ve düşüncesidir.” (6) dediği halde, başka bir yerde o da sırra teslim olmakta ve şöyle diyebilmektedir;
“ Doğruluğu kesin bir hadiste bildirildiğine göre, arkadaşları bir gün Peygambere sordular,
- Öğle namazının dört, akşam namazının üç rekat olmasının nedeni nedir? Neden öğleyin içimizden okuruz da, akşam duyulacak bir sesle okuruz bize anlatın!
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin