Tevrat’ın yıllar sonra yazıya geçtiği hatırlanırsa, öyle sanırım ki olayların unutulmuş, yanlış hatırlanmış veya yanlış yazılmış olabileceği hiç de uzak bir ihtimal değildir. Gerçi bütün kitaplar kutsaldır ve dokunulmazdır ama, kötü, yanlış veya kabul edilemez olan hiçbir şey de kutsanmamalı ve eğer böyle bir hata varsa düzeltilmelidir. Çünkü Haz. Davut sadece Yahudi veya Hıristiyanların değil, Kuran’ın ifadesine göre bizim de peygamberimizdir ve böylesine ağır bir itham altında daha fazla bırakılmasına gönlüm razı değildir. Gerçekten böyle bir unutkanlık, bir yanlış anlama var mı acaba?
Bana göre vardır ve ispatı Tevrat’taki koyun kıssasının satırları arasındadır.
“ Ve Davut Natan’a dedi; - Rabb’e karşı suç ettim!”
Bu itirafın Haz. Davud’un suçsuzluğu ile nasıl bir ilgisi olabilir?
Kuran’daki koyun kıssasının son cümlesini hatırlayın, anlarsınız.
“ Sonra kendisini denediğimizi anladı ve Rabb’inden af dileyerek eğilip secdeye kapandı.”
Haz. Davut hem Tevrat hem de Kuran’daki kıssaların sonunda, işlediği bir suçu itiraf edip tövbe etmektedir. Nedir işlediği bu suç?
Bu suç Tevrat’a göre zina, Kuran’a göre değildir. Ya nedir?
Kuran tefsirleri pek değinmezler ama, Kuran’a göre iki davalıdan biri doksan dokuz sıfatı ile Allah, diğeri ise insandır.
Haz. Davut önce dünyalık bir hüküm vermek istemişti. Doksan dokuz koyun sahibinin Allah, bir koyun sahibinin ise kendi nefsimiz olduğunu anladığı zaman secdeye kapanarak tövbe etti. Çünkü bir koyun sahibi haksızdı. Çünkü Allah, o bir koyunun doksan dokuz koyuna katılmasını, yani insanın kendi sonsuz varlığı içinde eriyip yok olmasını istiyordu. Çünkü âlem insanla güzeldir ve o bir koyun olmadan sürü mükemmel olamaz. Haz. Davut, sadece bir an dahi olsa Allah’tan gaflet etmiş ve onun için özür dilemektedir.
***
O tarihlerde yazı henüz yeni bulunmuştu ve ancak saraya mensup seçkin insanlar tarafından bilinirdi. Haz. Musa’nın on emri yazdığı taş levhalar, okuma yazma bilmeyen İsrail halkı için hâlâ yanlarında taşıdıkları kutsal bir emanetten ibaretti. Sahip oldukları bilgiyi ancak ağızdan ağza naklederek koruyabiliyorlardı ve koyunlarla kadınları kolayca karıştırdılar. Nasıl olsa ikisi de dişi değil mi?
Bu savunmanın Kuran’da başka bir ispatı daha vardır,
“İsrail oğullarından kâfir olanlar, Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendiler. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Maide 5/78”
Sınırı aştıkları yerlerden biri, Tevrat’taki işte bu saptırmadır.
***
Bence güzel bir tefsirdi ama, biliyorum bana inanmazsınız. Peki, Amentü’de hepsine birden iman ettiğiniz peygamberlerden Haz. İsa’ya inanır mısınız? Bakın İncil’de ne diyor,
“ Ne dersiniz? Bir adamın yüz koyunu olsa ve onlardan biri yolunu şaşırıp dağlarda kaybolsa, adam doksan dokuz koyunu bırakıp dağlara gitmez ve yolunu şaşıranı aramaz mı? İyi bilin ki, onu bulduğu an doksan dokuzdan çok onun için sevinir. Şunu demek istiyorum, en değersizlerden biri dahi olsa, Babanız hiçbir kulunun helak olmasını istemez. Matta 18/12”
***
Şimdi bazı inananlar hak dedikleri gerçeği aramadıklarını unutmuş, gerçeği arayan bir materyalistin hak adına konuşmasına kızmışlardır ve sormak isterler,
- Sen Davud’un avukatı mısın?
- Evet, ben Davud’un avukatıyım! Haz. Meryem’in de avukatıyım. Eğer siz de İsa’nın babasız doğduğuna inananlardansanız bekleyin, Meryem’in savunması önümüzdeki duruşmada!
Dip not Eser Yazar Yayınevi / Baskı yılı Cilt Sayfa
1 Ana Britannica Ansiklopedi Ana Yayıncılık / 1988 7 22
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin