Son Peygamberden aktardığı 5374 hadis ile en çok hadis rivayet eden yedi kişinin başında gelen Ebu Hüreyre şöyle diyor;
“ Peygamberden iki kap dolusu ilim belledim. Bunlardan birini açığa vurup söyledim. Diğerine gelince, onu söyleyecek olsaydım benim boynumu vururdunuz!” 1
Ebu Hüreyre Son Peygamberin ilminden haber vermektedir ve hadisin altında verilen açıklamada şöyle denir;
“ Ebu Hüreyre’nin açığa vurduğu ilmin ne olduğu aktardığı hadislerden bellidir. Acaba sakladığı neydi? Bazıları; İleride Müslümanların başına gelecek karışıklıklara ait Peygamberin haber verdiği bilgiler idi derler. Bazıları da; Peygambere duyulan sevgi ve yakınlığın bir sonucu olarak sadece ilim ve irfan ehlinin vakıf olduğu, yabancı olanların idrakinden saklı kalmış esrarlı bir ilimdir, derler. Doğrusunu Allah bilir.”
Doğrusunu Allah bilir ama, Ebu Hüreyre’nin bu sözü ile Peygamberin haber verdiği karışıklıkları kastettiğini kabul etmek de imkansızdır. Çünkü Ebu Hüreyre toplumsal karışıklıklara ait bu bilgiyi saklamamış ve korkmamıştır. 2
Yoksa bu sakladığı, bazılarının dediği gibi esrarlı bir sır mı?
Ebu Hüreyre, “ İki kap dolusu ilim belledim.” diyor. Hepsini aynı kapta niye toplamıyor dersiniz? Açıkça anlaşılıyor ki iki farklı ilimden söz etmektedir, birbirine benzemeyen iki ayrı ilimden! Sonra da şöyle diyor; “Diğerini söyleyecek olsaydım benim boynumu vururdunuz!”
Son Peygamberin yanında savaşırken, siyasi iktidarları uyarıp eleştirirken korkmayan Ebu Hüreyre’nin, hele hele ilmi bir konuda başından korktuğu kabul edilebilir mi? Peygamberin, benden bir ayet olsun halka ulaştırınız dediğini bize aktaran yine o değil miydi?
Yoksa başka bir şey mi anlatmak istiyordu? Öyle ya, hiçbir suç işlememişken öldürülmekten niye korksun? İlimden bahsetmek suç mu? İslam da boş yere adam öldürmek var mı?
Şu halde bakalım bir insanın boynu ne zaman vurulabilirmiş?
“ Peygamber şöyle buyurdu ; - Allah’ın birliğine , benim de onun bir peygamberi olduğuma inanan her Müslüman’ın kanı haramdır. Ancak şu üç şey müstesna. Masum bir canı öldürürse, evlendikten sonra zina ederse ve İslam dininden dönerse. ” 3
Söz ettiğimiz bu hadisin gerçekliği, bunu yalanlayan başka bir hadisin varlığı nedeniyle (4) bugün tartışılıyor olsa da önemi yok. Zira Ebu Hüreyre bu sözleri söylediği günlerde evlidir, çocukları vardır ve zina işlememiştir. Adam da öldürmemiştir. Şu halde söylediği de sakladığı da dindendir ve Ebu Hüreyre’nin neden korktuğu artık belli olmuştur. Şeriat!
Suçu; Dinden dönmek!
Ebu Hüreyre, şeriatın öneminden ve dinin sırlarından bahsetmektedir.
***
Şeriattan ve boyun vurmaktan söz ettiğim bu noktada sayın Yaşar Nuri Öztürk başka bir hatıra anlatıyor. Biraz acıklı bir hatıra;
“ Ebu Abdullah Hüseyin bin Mansur, yada bilinen adıyla Hallac-ı Mansur. 858 de İran’da Tur kasabasında doğdu. Hallacın yaşadığı yıllar, İslam dünyasının bütün yaratıcı aktivitelerde en ileri olduğu devirdir.
Tefsir, fıkıh ve kelam konusundaki birçok otoritenin yanı sıra ünlü Kütüb-i Sitte müelliflerinden Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn-i Mace, Hallacın çocukluk ve gençlik yıllarına rastlarlar. Hatta Nesai, Hallac ile adeta yaşıttır.
Tasavvuf denince, akla Hallac’ın yaşadığı o devir gelir. Seri-es Sakati, Cüneyd-el Bağdâdi, Bayezid-el Bistâmi, Zünnun-el Mısri, Sehl bin Abdullah et-Tüsteri, Ebu Said el Harraz, İbrahim el Havvas, Amr bin Osman el Mekki, Yusuf bin Hüseyin er Razi ve daha niceleri. Hallac’ın bu isimlerden bir kısmıyla şöyle veya böyle, uzun veya kısa sohbeti vardır. Bazıları onun hocası, bazıları ise talebeleridir.
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin