Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Zenc isyanı patlak verdiğinde henüz 11 yaşındaydı. Hallac’ın, Afrika’nın çeşitli yörelerinden toplanan ve köle gibi çalıştırılan zencilerin başlattığı, zamanla toplumun tüm ezik ve kırgın kesimini, özellikle de Şii kitleyi peşine takan Zenc isyanına ilgisiz kaldığı söylenemez. Zenc isyanı 14 yıllık bir mücadeleden sonra 883 de bastırıldı. Ancak birkaç yıl sonra, Zenc isyanının bir devamı olarak yüz yıl sürecek Karmati hareket başladı ve İslami adaleti amaçlayan mistik sosyalist bir hareket olarak yayıldı.
Hallaç, kendisini mahkum eden Sünni Abbâsiler tarafından Karmatilikle suçlanmış, Sünnilere saldırmak hevesindeki Şiiler tarafından da Şii olarak gösterilmek istenmiştir. Gerçek şu ki Hallaç ne Şii’dir ne Sünni, ne de başka bir mezhepten. O sadece Hallaç’tır.
Basra’da iken evlendi. Üçü erkek biri kız dört çocuğu oldu. Cüneyd-el Bağdâdi ile burada tanıştı. Sonra Mekke’ye gitti. Orada kaldığı bir yıl boyunca ibadet ve riyâzetin yanı sıra, özellikle Horasandan gelen ve yeni Müslüman olan Türklerle ilgilendi. Onlara görüşlerini aktardı. Bir yıl sonra Basra’ya geri döndüğünde çarpıcı tavrı dikkat çekmeye başladı. Düşmanları arttı. Eşi ve ailesinin ısrarı ile Tüster’de iki yıl geçirdi. Sonra Basra’daki Müslüman Türklerin aracılığı ile Türkistan’a doğru, beş yıl süren uzun bir yolculuğa çıktı. Türklerin İslam’a girmesini ve dini tasavvuf penceresinden seyretmelerini sağlayan ilk öğretmenleri şüphesiz Hallaçtır. Beş yıl sonra döndüğünde aleyhindeki düşmanlık artmıştı. Sevenleri ise onu Hallac-ül Esrar diye anıyorlardı.
Ertesi yıl dört yüz müridi ile ikinci haccına gitti. Döndüğünde ailesiyle birlikte Bağdat’a göçtü. İki yıl sonra Onu bu defa Hindistan yollarında görüyoruz. Beş yıl süren yolculuğunun dönüşü yine Türk illeri üzerinden oldu.
908 yılında, elli yaşlarında iken üçüncü haccına gitti. Dönüşünde ağzının bentlerini yıktı, sansürü kaldırdı ve o meşhur sözünü söyledi :
- Ene’l Hak!
Yani; Ben hakkım!
Kendisine yapılan uyarı ve tehditlere şöyle cevap veriyordu ;
- Öldürün beni ey Müslümanlar. Öldürün ki, siz mücahit olasınız ben de şehit ! Ve şöyle dua ediyordu;
- Allah’ım, herkesi bağışlayıp affet. Ama beni değil! Bana nasıl istersen öyle muamele et.
910 da Hallaç ve bağlıları Karmati ajanı olarak suçlanmaya, müritleri yavaş yavaş tutuklanmaya başladılar. Kendisi saklanmak zorunda kaldı. 911 yılında bir kadının ihbarı ile Sus şehrinde yakalandı. Vasıt valisi Hamid tarafından Bağdat’a gönderildi ve günlerce sabah akşam halka teşhir edildi. Sonra hapse konuldu. Tam tamına 8 yıl, 7 ay, 8 gün. Hapishanede yazmaya devam etti. Vali Hamid’in dümen suyunda gidecek hanefi bir kadı ile zındıkların tövbesini kabul etmeyen maliki mezhebinden bir kadı başkanlığında mahkeme kuruldu. Ene’l hak tartışılmadı. Mahkeme heyeti Vali Hamid’in baskıları altında, aşkı sadece etten ibaret zanneden bir görüşten hareketle Hallacı zındıklıkla suçladı. Yani, dinden dönmekle ve sapmakla !
Mahkeme uzun sürdü. Ancak sonuçta ölüm fermanı imzalandı. Hapishanede son ziyaretçileri İbn-i Ata ile ünlü Hafif eş-Şirazi oldu. Vali Hamid, Fermanı onaylamakta tereddüt eden Halifeye şöyle diyordu;
- Ey müminlerin emiri! Bu adam yaşarsa şeriatı değiştirir ve saltanatınızın yıkılmasına sebep olur.
Şeriat saltanatla eşitlenmişti ve idam fermanı onaylandı. Hallacın idam şekli insanlık tarihinin en ibret verici derslerinden biridir. 26 Mart 922 de 65 yaşında iken Horasan kapısına getirildi. Saçı sakalı beyazlamıştı. İki rekat namaz kıldı ve şöyle dua etti;

Sayfalar: 1 2 3 4

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş