- Allah’ım! Şu topluluk senin kullarındır. Dinleri yüzünden ve sana hoş görünmek ümidiyle beni öldürüyorlar. Onları affet! Bana açtıklarını onlara da açsaydın, veya onlardan gizlediğini benden de gizleseydin bu hal başıma gelmezdi. İstediğin şeyler için sana hamt olsun.
Vali Hamid darağacının yanındaydı. Hallac’ın yanına gidip şöyle dedi;
- Seni elime düşüren kudrete hamt ediyorum ey Allah’ın düşmanı. Söyle bakalım, nasılmış insanlara elini ayağını öptürtüp, efendim sultanım dedirtmek!
Hallaç da ona ;
- Yaklaş ey soysuz, yaklaş da dinle! dedi ve bazı mısralar okudu.
Cellat önce kırbaçladı. Sonra alnına vurdu. Burnundan oluk gibi kan geldi. Sonra da kasaplık bir hayvan gibi doğrandı. Önce sağ eli ve sol ayağı sonra da sol el ve sağ ayağı, ve nihayet boynu vuruldu.
Şıbli onun doğranmış cesedine bakarken şöyle inledi;
- Ben sana sırları halka açma demedim mi?” 5
Hallac’ı dilim dilim doğrayanlar bu hakkı nereden alıyorlar dersiniz? Dediklerine göre Kitapta yeri varmış;
“Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki cezalarıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır. Maide 5/33”
Okuyanlar ayeti ve düzeni nasıl anlamışlarsa, sürgünü kafi görmediler. Ebu Hüreyre’nin korktuğu, yıllar sonra Hallac’ın başına gelmişti.
***
Tam burada sözü şeriata bırakmak belki daha doğru olurdu. Ancak ne var ki gerek Hallac’ın kendisi, gerekse arkasından ağlayan Şıbli, yine sırdan ve esrardan söz etmektedirler.
Ancak nasıl bir sırdır bu sır ki Ebu Bekir bilir, Ömer bilir, Ali bilir, Osman bilir, Huzeyfe, Ebu Hüreyre, Hallac, Şıbli bilir, Muhiddin-i Arabi, Bayezid el Bistâmi, Cüneyd el Bağdâdi, Mevlâna, Yunus bilir. Daha uzaklarda Konfiçyus, Budha ve kim bilir bilemediğimiz kaç kişi daha!
Hiç böyle sır olur mu? Hayır, bu bir sır değildir ve esasen olmamalıdır. Çünkü dinde sır yoktur!
Kim diyor? Peygamberler bizzat kendileri. İşte Haz. İsa’nın sözleri;
“ Keşfedilmek için değilse gizli bir şey yoktur. Ve aydınlığa çıkmak için değilse, saklı bir şey yoktur. Markos 4/22”
Ya Son Peygamber?
Bir gün eşi Haz. Ayşe’ye şunları söylüyordu;
“ Her kim sana, Muhammet Allah’ın gönderdiği İslam ilminden bir şey sakladı derse, muhakkak yalan söylemiş olur.
Çünkü Allah bana; - Ey Peygamber, Rabb’in tarafından sana indirilenlerin hepsini bildir, diye emretti.” 6
Peygamberin bu konudaki başka bir konuşmasını vahiy katiplerinden Haz. Muaviye şöyle hatırlıyor;
“Bana vahiy olunan din ilmini tebliğ ederken, kimseyi kayırdığım veya kimseden bir şey sakladığım yoktur. Hak tarafından ne bildirilmişse herkese aynısını söylüyorum. Ancak sözlerim farksız olmakla birlikte, insanların anlayışı farklı farklı oluyor. Ben sadece dağıtıcıyım, veren ise Allah’tır. Ve Allah her kimin hayrını isterse, ona dinde büyük bir anlayış verir.” 7
Görüldüğü gibi Haz. İsa gibi, Son Peygamber de böyle bir sır olmadığını söylemektedir.
Şimdi anlaşılıyor ki sır yoktur diyenler de, sır vardır diyenler de haklıdırlar.
Sır yoktur, çünkü her şey söylenmektedir.
Sır vardır, çünkü bazıları anlamıyor.
Dinlerin büyük sırrı, insanın anlayışsızlığıdır. Nitekim Peygamber bunu iyi biliyor olmalıdır ki veda haccında;
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin