Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Biliyorum, bunda bizim kusurumuz azdır. Bizi yanıltanlar, ilmiyle övünen ve insana secdeyi reddeden şeytanlardır. Sanırım artık onları tanıyorsunuz. Şeytan ne bilsin Kuran’ın anası Fatihanın sırrını! Ne bilsin Fatihanın sırrı besmelede, besmelenin sırrı be’sinde, be’nin sırrı da noktasındadır. Ve ne bilsin ki o tarifsiz nokta piramidin tepesi, Allah’ın arşıdır. Bilse böyle mi yapardı?
Ama ona kızmayın. Çünkü insan kıymeti bilmeyen şeytanın durumu bizimkinden zordur. Hem düşünsenize, aynı hatayı vaktiyle bizler de yapmadık mı? Hem sonra bakarsınız, belki bir gün şeytanlıktan pişman olup bizim gibi geri döner. Geri döner de, bizim gibi duasını da şöyle bitirir,
(Bi sırr-ı sureti’l Fatiha!) Yani, sır suresi Fatiha.
Namaz mı? İnşallah eksikli ve kusurlu olsa da kılmaya çalışacağım. Daha da önemlisi, namazın bir sâlât, bir anış ve hatırlayış olduğunu bilip, başkaları beş kılarken ben elliye çıkarmaya çalışacağım. Kabe’ye dönmekle kalmayıp, içine gireceğim. Ta ki, her nereye dönsem yine sizi göreyim.
Zekat verip oruç da tutacağım, kurban da keseceğim. İmkan elverdiğinde Kabe’ye de gideceğim. Ta ki, din ve şeriat gerçeğinin Hak ve insan sevgisi olduğunu bilmeyen tek bir insan kalmayıncaya kadar! Ta ki peygamberlerin, o eşsiz insanların hayalleri gerçekleşinceye kadar!
Biliyorum, böyle bir zaman hiç olmadı ve hiç olmayacak ama olsun, önemli olan niyetlerimiz ve gayretimiz değil mi? Çünkü onları seviyorum, onların sevdiğini de seviyorum.
Gönül sevdiğiyle beraber değil midir? 12
Biliyorum, insanlık kıyamet dediğimiz diriliş gününe nefis şeytanı dediğimiz ezeli dostuyla birlikte Allah’ı unutarak koşacak ama olsun, o da Allah’ın emri değil mi?
“ Siz şu geçici dünyayı istiyorsunuz, oysa ki Allah ahireti istiyor. Enfal 8/67”
Doğru ya, esasen bu zavallı çaresizliğimiz de bu büyük emir sebebiyle değil mi?
“ Ant olsun ki insan gerçekten tam bir çaresizlik içindedir. Asr 103/2”
***
Dede! Size benzeyemediğim için beni affedin ama sırları ve karanlıkları hiç sevemedim. Allah’ın sakladığını açıklamaya veya Onun açıkladığını saklamaya kimin gücü yeter ki, bir şey biliyormuşum da söylemiyormuşum gibi davranayım!
Hem siz de biliyorsunuz ki, biz sustuğumuz sürece cahil şeytanlar söylenmesi gereken şeyleri saklayıp, söylenmemesi gereken şeyleri söylüyorlar. Hem bizi, hem de kendilerini ateşe atıyorlar. Allah Kuran’da;
( Ey insanlar! Dikkat edin, şeytan sizi Allah ile aldatmasın! Fatır 35/5 ) dediği halde bizi Allah ile aldatıyorlar. Çocuklarımız sevgisiz yaşıyor ve mutsuz ölüyorlar. Buna dayanamam!
Allah’ın bizden ayrı olmadığını, ( Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun. Saff 61/14) derken ne demek istediğini artık ben de biliyorum ve Allah rızası için çalıştım.
Bu itiraflar böyle bir çalışma için belki alışılmadık olmuştur. Ancak açıkça anlattım ve istedim ki, karanlıkların şeytanı bundan böyle çocuklarımızı kolay teslim alamasın. İstedim ki anlayışları açılsın da, ayrılık ve ihanet günahına girmesinler. Din nasihat değil midir? (51/55)
Biliyorum, her şey gibi insan da sürekli değişir ve ömrüm oldukça şüphe yok ki ben de değişirim. Nereye kadar? Bilmiyorum, ama beni çok sarsan ve neredeyse geri dönüp her şeyden vazgeçmek istediğim son hatıramı bilmenizi isterim.
İngiltere’de çalışıp okuyan bir arkadaşı oğlumu ziyarete gelmişti. O sırada oğlum evde değildi ve biz misafir ettik. Yemekte ona batıdaki insanları, nasıl yaşadıklarını ve neler düşünüp neye inandıklarını sordum. Söyledikleri beni hayrete, hâttâ dehşete düşürdü. Adeta çöktüm. Ben onları dinlerinden vazgeçmiş, sadece dünyaya meyletmiş cahiller sanırdım. Meğer dinlerine bizden daha çok sahiplermiş. Mutlu yaşarlar, ölümden korkmazlarmış. Yaratılışı, ölümü ve dirilişi bizden daha iyi biliyorlarmış. Allah’ı, kıyameti, insanın ilerleyen teknoloji sayesinde dirileceğini, her şeyi, her şeyi biliyorlarmış. Güneşin batıdan doğacağını bile! Hâttâ batılılar bir yana, Japonlar bile biliyorlarmış görünen tanrı olduklarını!

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş