Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

- Yani, Haz. İsa bir gün yeniden dirilip dünyaya inmeyecek mi?
- Hayır!
Dede ne düşünüyor bilmiyorum ama, İsmet amca bu soruma hayır dediği gün hem şaşırmış, hem de gizliden memnun olmuştum. Zaten inanmakta güçlük çekiyordum, hiç olacak şey mi? Hadi kıyamet günü herkesle birlikte neyse ama, peygamber de olsa ölen bir insanın gökyüzünde bir yerlerde dirilip dünyaya ineceğini aklım almıyordu. Sormaya devam ettim;
- İyi de bazı hadisler Haz. İsa’nın Müslüman olarak gökyüzünden yeryüzüne ineceğini, bütün kötülükleri kaldıracağını ve herkesin Müslüman olacağını anlatmıyor mu? (1) Hâttâ yanlış hatırlamıyorsam hadisin sonunda şöyle deniyordu; Güvenilir bir çok sahabeden nakil edildiği için, her müminin yoruma bile ihtiyaç duymaksızın bu habere inanması lazımdır.
- Hadisler bazı kere yanlış anlatılıyor, bazı kere de yanlış anlaşılıyor. Kuran’ın açıklama yaptığı konularda, hadislere itibar etmek yanlış olur. Şu ayetlere bir baksana,
“ Her benlik ölümü tadacaktır. Al-i İmran 3/185”
“ Senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Enbiya 21/34”
“ Allah şunu da sordu, - Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, Allah’ın yanı sıra beni ve annemi de birer tanrı edinin diye sen mi söyledin? İsa dedi, - Hâşâ! Gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime mi düşmüş? Ancak hepimizin Rabb’i olan Allah’a kulluk etmelerini söyledim. İçlerinde olduğum sürece de üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince, yalnız sen tanık oldun. Maide 5/117”
Tam konuşurken ne oldu hatırlamıyorum. İçeri biri mi girdi, yoksa İsmet amcaya telefon mu geldi, ama sohbet kesildi. Sonraki günlerde işimin telaşı arttı ve kendisini eskisi kadar sık göremez oldum. Haz. İsa’yı ise uzun bir süre unuttum.
Bu konuşmadan üç beş ay kadar sonra olsa gerek, Dedeyle birlikte Ahmet amcayı ziyarete gitmiştik. Ahmet amca dönüşümüze yakın, “Sadıkların müşküllerinin anahtarı” isimli küçük bir kitap hediye etti. Vaktiyle eline geçen el yazması bir nüshadan kendisinin çevirdiği küçücük bir kitap.
O gece ilk işim kitabı okumak oldu. İsmet amca haklıydı ve yarım kalan sohbetin devamını, Ahmet amcanın çevirisini yaptığı Selim Divane çok güzel anlatıyordu.
“ Mehdi ile anlatılmak istenen aydınlanmak ve gerçeği bulmaktır. İsa ile anlatılmak istenense, ruhun benlikten kurtulup kutsal ruha dönüşmesidir. Yani, kişisel arzu ve ihtiraslarla lekelenmiş olan insanın, bu kötü huylarından vazgeçip halkın sevdiği temiz bir kimlik edinmesidir.
Bu nedenle, kötü huylarını terk etmeyen bir insanın Hakka ve hakikate ulaştığını zannetmesi sadece bir hayaldir. Kim halkın sevmediği kötü huylarını düzeltir, kendi varlığında görünen her suret ve sıfatı Hakka verirse, o kimse işte o zaman yok olur. İşte o zaman o kimsedeki suret ve sıfatlar, Hakkın zâtı ve sıfatları olur.
Hakka ulaşmaktan maksat Hakkı bilmek değildir. Hakkı bilmek belki de odur ki, her şeyi Hak bilip, her insanın ve her nesnenin hakkını verebilmektir. Elinden, dilinden ve gözünden halkın emniyette olmasıdır. Bu da ancak, kalbin temizlenmesi ve benliğin terbiye edilmesi ile mümkündür.
Kalbin temizlenmesi ; (Allah nuru ile dilediğine hidayet eder. 24/35) ayeti gereğince Hakkın, hakka ve gerçeğe yönelen kimsenin anlayışını açmasıdır. Bu anlayış nurdur. Hakları sahiplerine teslim etmedikçe ve her baktığı yüzde Hakkın yüzünü görmedikçe kimseye nur gelmez. Bu nur gelmedikçe de, hiç kimse doğru yolu bulamaz ve Hakka ulaşamaz.
Haz. İsa’nın gökten inmesi ve mehdinin çıkması demek, kişinin kendi kendini tanıması demektir. Allah bir kuluna hidayet ettiğinde, o kula kendi ayıp ve kusurları belli olur. O zaman fark eder ki, kendini dindar hattâ âlim zannediyor olsa bile henüz kalbini

Sayfalar: 1 2 3

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş