Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Hangi yıldı unuttum, adını söylemişti ama onu da unuttum, Dede bir gün eski bir dostunu hatırlamış anlatıyordu;
- Hacda birlikte tavaf ediyorduk. Bir ara bana, gel şu Kabe’yi aramızdan kaldır da kim kime secde ediyor bir bak, dedi. Ben de ona, Kabe’yi kaldırmaya benim gücüm yetmez. Ama senin gücün yetiyorsa onu bilmem, dedim.
Çok özel bir konudan bahsettiğini sezmekle birlikte ne anlatmak istediğini o gün anlamamışım. Bana göre gücünün yetmediği, yani bilmediği bir sırdan bahsediyordu ve unuttum gitti.
Uzun yıllar sonra Alevileri anlatan bir kitapta Dedenin sözlerini açıklıyor sandığım şu satırları okuyunca oldukça şaşırdığımı, hâttâ sarsıldığımı söylemeliyim. Sır zannettiğim şey kitaplarda yazılı duruyordu ve başkaları Dedenin yapamadığını yapmışlar, Kabe’yi ortadan kaldırmışlardı.
“ Zâhiri görenler, (Lâ ilâhe illallah) dediğimiz tevhit kelimesinin (Lâ ilâh: Başka ilah yok!) sözcüğünü bilirler, (illallah: Yalnızca Allah var.) sözünün hakiki manasına ise şaşırıp kalırlar. Nesîmî’nin,
( Sofinin ger var ise dilinde zikr-i lâ ilâh
Âşık-ı sâdıkların kalbinde illallah var. ) sözünün sırrına erselerdi, duvara secde etmekten vazgeçer, yönlerini insan gerçeğine dönerlerdi. Bir düşünsenize, insan elinin yaptığı Kabe binasının duvarları ortadan kalkıverse, insanlar birbirlerine secde etmiş olmazlar mı? Sonra biz insanlar da aradan kalksak, ortada hakkın zâtından başka ne kalırdı? ” 1
Peki ama herkesin bildiği ve kitaplara bile geçen bir sırrı Dede bilmez mi? O zaman anladım ki, Dede de biliyor ama başka bir şey anlatmak istiyor. Bir şeylerin sır olduğunu ve kapalı kalması gerektiğini anlatmak istiyor olabilir mi?
Olabilir. Esasen bazı şeylerin kapalı kalması gerektiği, bir çok kültür ve kitapta olduğu gibi yukarıdaki satırların alındığı kitapta da dikkati çeker.
“ Sekahüm sırrını söyleme sakın
Sakla kulum beni saklayem seni
Gevher-i zâtımı açmagıl sakın
Sakla kulum beni saklayem seni.” 2
Yaptıkları iyi mi kötü mü bilmiyorum ama, Dedenin yapamadığını yapıp Kabe’yi kaldırdıkları için Alevileri kıskanmadım desem yalan olur. Fakat daha sonra garip bir öfke içimi sarmaya başladı.
İki insan, ikisi de Müslüman. İki toplum, ikisi de Müslüman. Kabe hakkında konuşuyorlar ve biri diyor ki,
- Kaldıralım!
Diğeri aynı fikirde değil,
- Hayır böyle güzel, yerinde dursun.
Biliyorum çelişki yaşamın kaynağıdır ama, bu kadarı fazla değil mi? Birlikte olmaları gereken Kabe’de bile buluşamayan bir toplumun bireyleri nasıl Müslüman olacak, son din olmakla övündükleri İslam’ı diğer insanlara nasıl anlatacaklar?
Şimdi işin doğrusunu öğrenmek üzere Kabe’ye doğru yola çıkıyorum ve Kabe’nin yolu Haz. İbrahim’den geçiyor.
***
Haz. İbrahim’in Tevrat’taki öyküsü bundan beş bin yıl kadar önce aşağı Mezopotamya’da, Bağdat’ın güney doğusundaki Tel’el Mukayyer’de bulunan eski Ur kentinde başlar.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş