Afrika’nın çeşitli yörelerinden toplanan ve köle gibi çalıştırılan zencilerin başlattığı, zamanla toplumun tüm ezik ve kırgın kesimini, özellikle Şii kitleyi peşine takan Zenc isyanı 14 yıllık bir mücadeleden sonra 883’de bastırıldı. Ancak birkaç yıl sonra, adına Demokratik Sosyalizm diyebileceğimiz Zenc isyanının bir devamı olarak yüz yıl sürecek Karmati hareket başladı. Hareket, İslamî adaleti amaçlayan mistik sosyalist bir hareket olarak yayıldı. Kurucusu Hamdan bin Eşas el Karmat’dır. İlk merkezleri Kufe’nin doğusundaki Hamdan’dı. İkinci merkez Bahreyn bölgesidir. Bu bölgenin imam ve Komutanı Ebu Said el Cennâbi’nin güçlü ve acımasız bir komutan olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra komutanlığı üstlenen oğlu Ebu Tahir ise, babasını unutturacak kadar katı idi. 930’da Kabe baskınını gerçekleştiren, birçok hacıyı kılıçtan geçirdikten sonra Hacer-ül Esvedi söküp götüren odur. Ancak bu hareket, sadece Müslüman ülkelerde değil, bizzat Karmatiler arasında da tepkiyle karşılanmış ve hareketin çöküşünü hazırlamıştır. Ebu Tahir, Halife Muktedir Billah’a yazdığı mektupta kendini şöyle savunuyordu ;
- Eğer bu Allah’ın evi dediğiniz yer gerçekten öyle olsaydı, hiç kuşkusuz gökten başımıza ateş yağardı. Ama durum hiç de öyle değil! Biz o Kabe’de hiç durmadan ilkel bir ibadet yapmaktayız. Gerçek şu ki ; Arşın Rabb’i olan Allah, ne ev edinir ne de sığınak!
Karmatilerin bu davranışını, Haz. Ömer’in Hacer-ül Esved hakkındaki anlayışına bağlayanlar vardır.
Şam’ın Fâtımiler tarafından ele geçirilmesiyle 990’larda Karmatile- rin siyasi ve askeri nüfuzları acı bir şekilde bitti. Taberi, ele geçirilenlerin korkunç işkencelerden sonra idam edilirken, halkın koro halinde tekbir getirdiğini yazmaktadır.” 5
Haz. Ömer’in yukarıda söz edilen anlayışı nedir biliyor musunuz?
“ Bir haccında, Hacer-i Esved’e yaklaşıp öperken şöyle dedi ;
- Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve yararı olmayan bir taş parçasısın. Eğer Peygamberin öptüğünü görmeseydim seni asla öpmezdim!” 6
Yoksa Ebu Tahir haklımı? Doğruyu söylemek gerekirse, âlemlerin sahibi Allah’ın ev bark edinmediği yolundaki sözleri de yalan değildir.
Dediği gibi, gerçekten eskiden kalan ilkel bir putperestlik midir hac denilen bu ibadet?
Eğer gerçekten putperest bir ibadetin kalıntıları ise, bütün putları reddeden Son Peygamber putperest bir ibadetin devamına niçin izin vermiştir? Üstelik de karşıtlarına galip gelmiş, Kabe’yi ele geçirmiş ve içindeki bütün putları yok etmişken!
“ Peygamber Mekke fethedildiği gün, devesinin üzerinde Kabe’nin bulunduğu kutsal alana girdi. Alanda Kabe’nin çevresine dikilmiş üç yüz altmış tane put vardı. Peygamber, elindeki değnekle bunları itip devirirken şöyle diyordu,
- Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Esasen kuruntular ne bir şey gerçekleştirmeye ne de öleni diriltmeye muktedir değildir.” 7
Görülüyor ki herkes gibi Peygamber de gerçekten söz etmektedir. Peki ama herkesin gerçekten söz ettiği bir yerde asıl gerçek nerede?
Sözü uzatmanın manası yok! Yahudiler ve Hıristiyanlar başta olmak üzere, benden başka herkesin bildiğini gördüğüm ve hiç kimsenin saklamadığı bir şeyi sır diye saklamanın anlamı yok!
Biz Müslümanların, kıble diyerek yöneldiğimiz taş duvarların arkasında insanı saklamaya çalıştığımız apaçık anlaşılıyor. Peki ama neden? Yoksa Allah mı emretti?
“ Allah kendilerine kitap verilenlerden, onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz, diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış veriş ne kadar kötü! Al-i İmran 3/187”
Öyle anlaşılıyor ki Allah din gerçeğinin saklanmasını değil, aksine açığa vurulmasını istemektedir.
Allah’ın saklama dediğini Peygamber saklar mı, saklayabilir mi? Elbette saklayamaz. Kabe’yi tavaf ederken şöyle diyordu,
“ Sen ne temizsin, kokun da ne güzel! Sen ne yücesin, hürmetin ne büyük! Ancak Allah’a yemin ederim ki, müminin Allah katındaki hürmeti senin hürmetinden daha büyüktür.” 8
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin