Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Peygamberin bu sözleri, “önce insan” düşüncesiyle yola çıkan Alevi Müslümanları doğrular gibidir. İnsan kutsaldır.
Şu halde, Allah’ın açık emrine ve Peygamberin bu itirafına rağmen, Sünnilerin taşa tapınır gibi Kabe’ye gösterdikleri bu ilginin sebebi nedir? Doğrusunu isterseniz bu konuda onları suçlayamayız. Çünkü onlar da Peygamberden nasıl gördülerse öyle yapmaktadırlar ve Son Peygamber de gerçekten böyle yapmaktadır. Peygamberse, ne yaptığını ve niçin yaptığını şöyle açıklıyor.
Eşi Haz. Ayşe bir gün Peygambere Kabe’nin yanında duran ve hicir denilen bir duvar kalıntısından sordu,
“ - Ya Resûlallah! Bu duvar Kabe’ye dahil midir? dedim.
- Evet! Bu duvar Kabe’nin ilk duvarlarının izidir, diye cevapladı. Ben yine sordum,
- Neden aslı gibi daha büyük yapmadılar? Peygamber,
- Buna paraları yetmedi ve Kabe’yi daralttılar, diye cevap verdi. Ben yine sordum,
- Kabe’nin kapısı niçin bu kadar yüksek? Peygamber cevapladı,
- Kabe’ye dilediklerini koymak, dilediklerini koymamak için. Ve sonra devam etti,
- Ya Ayşe! Eğer halk cahil olmasaydı, emreder Kabe’yi yıktırırdım. Yeniden inşa ederken de bu duvardan itibaren eski ölçülerinde yaptırır, doğu ve batı yönlerine zemin seviyesinde iki kapı koyardım. Böylece Kabe, İbrahim’in inşa ettiği aslı gibi olurdu. Fakat böyle yaparsam, halkın bunu anlamayacağından ve şüpheye düşeceklerinden korkarım.” 9
Son Peygamber her şeyi bilmesine ve anlatmak istemesine rağmen, biz cahillerin cehaletinden korkmakta, anlamayacağımızdan endişe etmektedir. Eğer söylediklerini yapabilseydi ne görecektik biliyor musunuz?
Taştan yapılmış üstü açık dört duvar ve doğu batı yönündeki karşılıklı iki duvarda iki kapı boşluğu. İşte Kabe!
Ziyarete gelen bir insan bakıyor, şaşkın. Kabe dedikleri bu mu? Ürkek adımlarla kapı boşluğundan içeri girip bakınıyor, bomboş. Oturacak bir tabure bile yok. Yavaşça başını kaldırıp yine bakıyor, üstelik çatısı da yok! Bir yağmur yağsa insan bunun içinde hastalanıp ölür be! Bir de Allah’ın evi diyorlar, ne biçim ev bu? Büyük bir hayal kırıklığına uğramış, içi daralıyor. Bir an önce çıkmak üzere diğer kapıya yöneliyor. Tam çıkarken, kapıdaki başka biri neler olup bittiğini açıklıyor;
- Bu ev dünyadır. Girdiğin kapıda doğmuştun, şimdi öldün.
Sonra başka biri, tavafa gelmiş. Taş evin çevresinde diğer insanlarla beraber dönüyor.
Bir kapının önünden geçerken, diğer kapıdan başka insanların geçip gittiğini görüyor. Her dönüşte başka insanlar, başka yüzler. Hızla geçiyorlar. Kendi kapılarından geçerken onlar da kendisini böyle görüyor olmalı. Ne kadar hızlı geçiyorlar! O zaman ister istemez dünyayı ve kendi yaşamını hatırlıyor. İnsan tek başına ne kadar zayıf ve yaşam ne kadar kısa! Aynı Kuran’ın dediği gibi,
“ Kıyamet gününü gördüklerinde, dünyada sadece bir akşam vakti, ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar. Naziat 79/46”
Kabe’nin çevresinde bir insan dönüyor. Açık kapılarda bir görünüyor, bir kayboluyor. Belki de ülkesine döndükten sonra bir daha hiç görünmeyecek! Ama kapılarda görünen insan suretleri hiç yok olmuyor. Çünkü boş kapılarda görünen insan değil, insanlıktır.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş