Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Cebrail’in kanatlarından Cebrail’in kendisine geçiyor ve çalışmaya Son Peygamberin hayatından kısa bir bölümü aktararak başlıyorum.
“Yıl 613. Son Peygamber kırk iki yaşındadır ve yaklaşık üç yıldır, doğduğu şehir Mekke’de İslam’ı anlatmaya çalışmaktadır. Ancak Mekkeliler, kendilerini atalarının dininden döndürmeye çalışan bu farklı anlayışı pek sevmezler. Gerçi Peygamber söylediklerinin yeni bir şey olmadığını, İsa’nın ve Musa’nın da atası olan İbrahim’i anlattığını söylemektedir ama dinleyen yok gibidir.
Kendisine inanan çoğu fakir ve köle iki yüz kadar yandaşı ile birlikte toplumdan dışlanmış, zor şartlar altında yaşamaya çalışmaktadırlar. Kendisi, köklü bir kabileye mensup olan amcası Ebu Talibin desteği sayesinde henüz öldürülmekten korunabilmektedir ama diğerlerinin durumu daha da güçtür. Fakirlik ve işsizliğin yanı sıra, tehditler ve ara sıra dayak da başlamıştır. Son Peygamber oldukça üzgündür. Ah bir mucize olsa! Fakat olmaz. Çünkü mucizeler ancak Allah katındadır ve Allah o anda kullarının kudretini seyretmeyi dilemektedir.
Nihayet 615 yılının eylül ayı başında on beş kişilik bir grup Müslüman, bin bir güçlük içinde önce Kızıl deniz kıyısına, oradan da gemilerle komşu ülke Habeşistan’a göç eder. Bunu, 617 yılı başlarında seksen dört kişilik ikinci bir kafilenin göçü izler.
Yıl 619. Önce amcası Ebu Talip, üç gün sonra da eşi Hatice arka arkaya vefat ederler. Öldüklerinde, amcası Ebu Talip seksen yedi, eşi Hatice altmış beş yaşındadır. Son peygamber mahzun ve yapayalnızdır. Baskılar, tehditler, hakaretler daha da artar. Kendisi ve kalan diğer Müslümanlar için sığınılacak uygun bir yer, güçlü bir taraftar bulmak zorundadır.
Yıl 620. Bu düşünceyle, Sakif kabilesinin ileri gelenlerinden Yalil Oğulları ile görüşmek üzere Mekke’nin yüz kilometre güneydoğusundaki Taif’e gider. On gün boyunca anlatır, anlatır. Ancak reddedilmekle kalmaz, adeta kovulur. Evlatlığı ve yardımcısı Zeyd Bin Harise ile birlikte Taif’den ayrılırken ayakları kan içinde, çoluk çocuk tarafından taşlanmaktadır. 1
O günlerde ne kadar acı çektiğini eşi Haz. Ayşe anlatıyor,
“ Bir gün Peygambere ,
- Uhud savaşından daha üzücü bir günün oldu mu? diye sordum. Peygamber,
- Evet, dedi. Mekke’de karşılaştığım eziyet üzerine Taife gidip de Abd-i Yalil’e sığınmak istediğim zaman, beni geri çevirmişti. Ben de kederli ve şaşkın bir halde Mekke’ye geri dönüyordum. Bu üzüntüm, Sealib dağına varıncaya kadar devam etti. Burada başımı kaldırıp da gökyüzüne baktığımda, bir bulutun beni gölgelendirmekte olduğunu fark ettim. Buluta dikkatle baktığımda ise, içinde Cebrail’i gördüm.” 2
Hadisin devamında Peygamberin Cebrail ile olan konuşması anlatılır ama, benim asıl merak ettiğim o sırada yanında bulunan evlatlığı Zeyd bin Harisedir. Cebrail’i o gün o da görmüş müydü acaba?
İslam tarihinde Cebrail’i o gün onun da gördüğünü bildiren hiçbir haber yoktur. Ve eminim o gün orada olsaydım ben de bir şey göremezdim. Göremezdim, çünkü bulut işin bahanesidir.
Nitekim Peygamber yıllar sonra bir gün konuşurken, gelip geçen bulutlara değil, o bulutların arkasında saklanan düşüncelere baktığını kendisi söylemektedir. Bu konuşmayı orada bulunanlardan biri şöyle hatırlıyor;

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş