“Mekke’nin Bathâ mevkiinde, aralarında Peygamberin de bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Peygamber,
- Bunun ismi nedir bileniniz var mı? diye sordu.
- Evet bu buluttur! dediler. Peygamber;
- Buna müzn de denir, dedi. Oradakiler,
- Evet müzn de denir, dediler. Bunun üzerine Peygamber,
- Anân da denir, buyurdu. Ashap,
- Evet anân da denir, dediler. Sonra Haz. Peygamber,
- Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır? diye sordu. Hayır, bilmiyoruz diye cevapladılar. Peygamber,
- Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki semanın uzaklığı da böyledir. Resûlullah yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti,
-Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi suretinde melek var. Bunların tırnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisinde Arş var, Arşın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah ise, bütün bunların üzerinde başka bir yüceliktir.” 3
Arşın keçilerini ben de anlamadım ama, Peygamberin bulutlar hakkında bilimsel bir konferans vermek niyetinde olmadığını anlayabiliyorum. Anlayışlarımızın bir buluta takılıp kalmasını engellemeye ve Haz. Cebrail’i anlatmaya çalışmaktadır.
Bulutlar, Cebrail ve Peygamber! Hadisler hakkındaki bu anlayışım doğru mu acaba?
Kuran’a bakarsanız galiba doğru.
“ Rüzgarların bir düzen içinde sağa sola çevrilmesinde ve yerle gök arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını kullanan kimseler için sayısız işaretler vardır. Bakara 2/164”
***
Bir gün Peygambere sordular,
“ -Vahiy sana nasıl gelir? Peygamber şöyle cevap verdi,
- Bazen çıngırak veya zincir sesi gibi gelir ki, bana en ağır gelen budur. O hal üzerimden geçince meleğin söylediğini iyice anlamış olurum. Bazen de bir insan suretinde belirir ve benimle konuşur. Ben de onu dinleyip anlarım.” 4
Vahyin söz konusu olduğu bütün hallerde, Cebrail ya Peygamberin kendi anlayışında veya başka bir insanın kişiliğinde belirmektedir. Görünen her varlık Cebrail’e kanat olup bilgi getirmekte ise de, Cebrail’in bir kuş, bir balık ya da bir çiçek suretinde gelebildiğini hiç duymadım. Çünkü düşüncelerini konuşarak aktarabilen tek akıllı varlık insandır ve esasen Cebrail, tasavvuf dilindeki anlamıyla “Büyük Akıl” demektir.
Son Peygambere vahiy getiren büyük akıl meleği Cebrail’i Peygamberden başka gören var mıydı acaba?
Bazen evet, bazen hayır! Cebrail, Peygamberin kendi anlayışında belirdiği anlarda hiç kimse hiçbir şey görmedi. Göremezdi, çünkü gözün görebileceği bir şey yoktu. Haz. Ayşe bunu şöyle anlatıyor,
“ Bir gün Peygamber ,
-Ya Ayşe, şu yanımdaki Cebrail’dir! Sana selam ediyor, dedi. Ben de selamı alıp,
- Sen benim görmediğimi görüyorsun, dedim.” 5
Bu konuşmanın cereyan ettiği günlerde Peygamberin elli beş, Haz. Ayşe’nin ise henüz on beş yaşlarında olduğunu hatırlatmak isterim.
Bu da başka bir hatıra, arkadaşlarından Ebu Zer anlatıyor.
“ Bir yolculukta Peygamberle birlikte bulundum. Dönüş yolunda Uhud dağını görünce,
-Uhud dağı kadar altınım olsa, bir tanesinin bile üç günden fazla yanımda kalmasını istemem. O bir altını da ancak, ödenecek bir borcumun karşılığı olarak bırakırdım, dedi. Sonra devam etti; Malı ve parası çok nice zengin insanlar vardır ki, eğer mallarını yoksullara ve hayırlı işlere harcamıyorlarsa Allah katındaki kıymetleri pek azdır. Zengin olup da böyle yapabilen insanlar da her halde çok değildir, buyurdu. Daha sonra da bana;
- Biraz bekle! buyurup, biraz öteye gitti. O sırada bir ses işitip Peygamberin yanına gitmek istediysem de, bekle dediğini hatırlayıp vazgeçtim. Peygamber gelince,
- İşittiğim o ses neydi? diye sordum.
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin