Nitekim düşman kuvvetlerle karşılaşılmadı ve Bekir Oğullarının reisi Amr ed Damri ile bir anlaşma yapılarak geri dönüldü. Peygamber dönüşünde, annesi Amine’nin vefat edip defnedildiği Ebva köyünde üç beş gün kaldı. Bundan iki ay kadar sonra, Sad Bin Ebi Vakkas’ın bayrağını taşıdığı iki yüz kişilik bir süvari kuvvetiyle Buvat üzerine yürüdü. Buvat Medine’ye seksen kilometre kadar mesafede dağlık başka bir yörenin adıdır. Amacı yine aynı idi, fakat yine çatışma olmadı ve Medine’ye geri dönüldü. Peygamber Buvat seferinden iki ay kadar sonra da, Şam’a gitmekte olan bir Kureyş kervanını engellemek üzere Uşeyre üzerine hareket etti. Uşeyre, Yenbu vadisinde ve Medine’ye iki yüz kilometre kadar uzakta bir yerleşim birimidir. Peygamber ve beraberindeki yüz elli arkadaşının otuz develeri vardı ve nöbetleşe biniyorlardı. Uşeyre’ye vardıklarında kervanın daha önce geçtiğini öğrendiler ve Yenbu vadisinde yaşayan Müdlic oğulları ile bir anlaşma yaparak döndüler.
Peygamber’in Uşeyre’den dönüşünden on gün sonra, Mekkeli Kürz Bin Cabir komutasındaki küçük bir birlik Medine koruluklarına kadar sokularak, en yakın merada buldukları deve sürülerini sürüp götürdüler. Peygamber küçük bir kuvvetle, Bedir yakınlarındaki Saffan vadisine kadar takip etti ise de Kürz’e yetişemedi. Medine’ye döndükten sonra, Uşeyre’de elinden kaçırdığı kervanın, Şam dönüşünde Bedir kuyuları yanından geçeceğini ve kırk kişi ile korunduğunu haber aldı. Bedir, Medine’den beş yüz kilometre kadar uzakta, su kuyuları ve meyve bahçeleriyle bilinen eski bir panayır yeridir. Peygamber sadece gönüllülerin katıldığı üç yüz on kişilik bir kuvvetle Bedir’e doğru tekrar yola çıktı.” 13
“ Peygamber bu sefere Şam’dan dönmekte olan Kureyş Kervanını engellemek üzere çıkmıştı. Ancak, kervanı yöneten Ebu Süfyan bu harekatı haber aldı ve güzergah değiştirerek, yardım istemek üzere Mekke’ye haberci çıkardı. Mekkeli zenginlerden hemen hepsinin kervanda ya malı ya da hissesi vardı. Şehir heyecanla çalkalandı ve hemen Ebu Cehil komutasında bin kişilik bir kuvvet hazırlandı. Bu ordunun yüzü atlı, yüzü deve süvarisi ve kalanı piyade idi. Üç yüz on kişilik Müslüman kuvvette ise yetmiş deve vardı ve ikişer üçer nöbetleşe biniyorlardı. İki de atlı vardı. Zübeyr bin el Avvam ve Mikdat bin Esved.” 14
“ İki de atlı vardı! Zübeyr bin el Avvam ve Mikdat bin Esved.”
Son Peygamberi Bedir yolunda Ebu Bekir’e Cebrail’in atından söz ederken bırakmıştık ve Bedir yolunda sadece iki atlı var! Zübeyr ve Mikdat. Cebrail bu defa hangisinin suretinde? Başka bir hadis anlatıyor,
“ Peygamber Bedir’e doğru yola çıkıp Zefiran vadisine indiğinde , oldukça büyük bir kuvvetin kervanı korumak üzere Mekke’den hareket ettiğini haber aldı Hiç hesapta olmayan bu durum üzerine Müslümanların işi zora girdi. Üç yüz on kişilik toplama bir kuvvetle, bin kişilik ve tam teçhizatlı bir kuvvete karşı durmak ne kadar güç ise, korkarak Medine’ye geri dönmek de bir o kadar utandırıcı idi. Bu durum üzerine Peygamber ; - Kureyş Mekke’den çıkmış geliyor. Sizce, kervanı takip etmek mi, yoksa Kureyşe karşı çıkmak mı uygundur, ne dersiniz? diye sordu. Bulunanlardan çoğu kervanı takip etmek yolunda görüş bildirince Peygamber üzüldü. Bu durumu görünce önce Ebu Bekir, sonra da Ömer ayağa kalkarak Kureyşten korkmamak gerektiğini anlatan sözler söylediler. Sonra da Mikdat bin Esved söz alarak ateşli bir konuşma yaptı.”
Bu ateşli konuşma herhalde çok önemli olmalıdır ki, orada bulunanlardan Abdullah bin Mesut bile gıpta ile söz etmektedir.
“ Ben Mikdat bin Esved’in bir konuşmasını duydum ki, keşke onları ben söylemiş olsaydım. Mikdat Peygamberin huzuruna geldi ve, Ey Allah’ın Peygamberi! Biz Müslümanlar, İsrail Oğullarının Musa’ya dediği gibi, Haydi Rabb’in ve sen gidip düşmana karşı çarpışın demeyiz. Düşmanla senin dört bir yanında döne döne çarpışırız, dedi. Mikdat’ın bu ateşli konuşması üzerine Peygamberin sevindiğini ve yüzünün parladığını gördüm.” 15
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin