Bunun üzerine Yahya efendi bu durumu Padişaha bildiriyor ve oraya bir türbe yapıyorlar.” 1
Yahya efendinin anlattığı hikaye işte bu. Güzeldi ama, yıllar sonra öğrendim ki hikayenin aslı böyle değilmiş. Ve bana kalırsa aslı daha güzel!
***
Arapça, İbrani’ce asıllı çok eski bir dildir ve Nun Arapça bir harftir. Tasavvuf dilinde kalem veya balık anlamlarına da gelirmiş. Nun denilince Müslümanların çoğu önce Haz. Musa’yı, sonra da onun yol arkadaşı Yuşa bin Nun ile onların bir garip yolculuklarını hatırlarlar. Çünkü bu yolculuğun hikayesi Kuran’da oldukça önemli bir yer tutar ve Son Peygamber anlatıyor;
“ Haz. Musa bir gün kavmi İsrail oğulları içinde hutbeye kalkmış nasihat ediyordu. Kendisine, - Ya Musa! Senden daha bilgili biri var mıdır? diye soruldu. O, bilmiyorum diye cevap verdi. Bu husustaki ilmi, Allah bilir diyerek Allah’a havale etmediği için Allah onun bu sözünden razı olmadı ve ona, - İki denizin birleştiği yerde kullarımdan biri var ve O senden daha bilgilidir! diye vahyetti. Musa, - Ya Rab! Ona nasıl yol bulayım, dedi. Ona, - Bir zembil içinde bir balık taşı. Onu nerede kaybedersen o kulum oradadır, denildi. Musa, - Asırlarca sürse de iki denizin birleştiği yere gideceğim ve asla vazgeçmeyeceğim! dedi ve gitti. Yardımcısı Yuşa bin Nun’u da birlikte götürdü. Bir zembilin içine bir balık koydular ve yüklenip yola çıktılar. İki denizin birleştiği yerdeki kayanın yanına gelince, Musa başını yere koyup uyudu. O sırada, tuzlanmış ölü balık canlanıp zembilden denize fırladı ve suyun içinde oluk gibi bir yol açarak gitti. Deniz içinde böyle bir yolun açılması Musa’nın yardımcısına hayret verici geldi. Uyandıktan sonra bütün gün gittiler. Sabah olunca Musa yardımcısına, - Kuşluk yemeğimizi ver. Bu yolculuktan yorgunluk duymağa başladık, dedi. Halbuki Musa emir olunduğu o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Yardımcısı, -Bak hele! Taşın dibinde barındığımız sıra balık gitti ve ben haber vermeyi unuttum. Bunu bana unutturan da şeytandan başkası değil, dedi. Musa; - Zaten istediğimiz de bu idi , dedi. Bunun üzerine izlerine baka baka geri döndüler. Kayanın yanına varınca bir de baktılar ki, elbisesine bürünmüş bir zat duruyor. Musa selam verdi. Hızır, - Hayret! Bu senin bulunduğun yerde selam ne gezer, dedi. Musa, - Ben Musa’yım, dedi. O, İsrail oğullarının Musa’sı mı? diye sordu. Musa, - Evet! deyip söze başladı ve sordu, - Sana verilen ilimden bana da öğretmen için sana tabi olayım mı ? Hızır, - Sen benimle yapamazsın ya Musa! Bende Allah’ın kendi ilminden verdiği öyle bir ilim var ki, sen onu bilmezsin. Sende de Allah’ın kendi ilminden verdiği öyle bir ilim var ki, onu da ben bilmem, diyerek cevap verdi. Musa yine, - Beni inşallah sabırlı bulursun. Hiçbir işinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi . Gemileri olmadığı için deniz kıyısında yürüyerek gittiler. Bir gemi geçti. Gemicilerden kendilerini de almalarını rica ettiler. Gemiciler Hızır’ı tanıdılar ve onları ücretsiz gemiye aldılar. Gemide bir serçe güvertenin kenarına konup, sıçrayan sudan bir iki yudum su içti. Hızır, - Ya Musa! Benim ilmimle senin ilmin, Allah’ın ilmini bu serçenin denizden aldığı bir yudum su kadar bile eksiltmez, dedi. Ve ondan sonra geminin tahtalarından birine el atıp söktü. Musa şaşırıp, - Adamcağızlar bizi gemilerine ücretsiz almışlarken, sen gemilerini batırıp içindekileri boğmak için mi tahtaları söküyorsun? dedi. Hızır, - Sen benimle yapamazsın dememiş miydim? dedi. Musa, - Şu dalgınlığımdan dolayı darılıp da beni reddetme, dedi. Gerçekten de Musa’nın karşı gelişi bir dalgınlık eseri idi. Yine gittiler. Birde baktılar ki, bir çocuk diğer çocuklarla oynuyor. Hızır, eliyle çocuğun başını kopardı. Musa, - Aman ! Hiçbir cana bedel olmaksızın masum bir canı mı telef ediyorsun? dedi. Hızır yine, - Ben sana, benimle yapamazsın demedim mi? dedi. Yine gittiler. Nihayet bir köye gelince, ahalisinden yiyecek bir şeyler istediler. Köy halkı ise onları misafir etmekten kaçındı. Köyden çıkarken yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Hızır eliyle doğrulttu. Musa, - İsteseydin bunun için bir ücret alabilirdin deyince, Hızır, - Artık ayrılalım, dedi.
Peygamber bu kıssayı buraya kadar anlattıktan sonra,
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin