***
Bütün bu anlatılanların “ Nun ” ile ne ilgisi var, diye düşünülebilir. Sahiden, Yuşa bin Nun nerede? Onu en son Hızır’la Musa’nın buluştuğu yerde görmüştüm. Oysaki kıssanın sonraki bölümlerinde sanki yok gibidir. Ne Kuran, ne Peygamber ondan hiç söz etmezler. İki denizin birleştiği o yerde Musa’nın sevgili yol arkadaşına ne oldu? Musa mı terk etti, yoksa oralarda kaybolup gitti mi? Hiç insan arkadaşını terk eder mi? Demek ki kaybolmuş olmalıdır.
Şimdi onu bulmak istiyorum ve biliyorum ki her kaybolan şey kaybolduğu yerde aranır. Bu nedenle iki denizin birleştiği o yere doğru yine yola çıkmalıyım.
Musa hadisinin altında verdiği dip notta sayın Ahmed Naim şöyle der,
“ İki denizin birleştiği yerin neresi olduğu hakkında değişik rivayetler varsa da, bu hususu Allah’ın ilmine havale etmek uygun olur.”
Haklı, yeryüzünde iki denizin birleştiği tek yer İstanbul boğazı mıdır? Bu nedenle başka bir rivayet Ak denizle Atlas okyanusunu birleştiren Cebel-i Tarık boğazında, bir diğeri Kızıl denizle Ak denizin birleştiği yerde olduğunu bildirebilir. Hâttâ bir Eskimo o yerin Bering boğazı olduğunu bile iddia edebilir. Çünkü Kuran tüm insanlara hitaben sadece, “ iki denizin birleştiği yer,” demekte, başka bir açıklama vermemektedir. Şu halde orası neresidir?
Kuran, Musa’nın yola çıkarken “ – Asırlarca sürse de, iki denizin birleştiği yere yürümekten asla vazgeçmeyeceğim! ” dediğini bildirir. Musa o yere ne zaman varacağını bilseydi böyle demezdi. Diğer taraftan, nereye gittiğini bilmeseydi yola çıkmazdı. İş karışıktır.
Yoksa bu hikaye başka bir şey mi anlatıyor?
Bu zor noktada, aslında çok da sevmediğim Gazali’den yardım göreceğim doğrusu aklıma gelmezdi.
“ Âlem, ruhani âlem ve cismani âlem olmak üzere ikiye ayrılır. Dilersen bu âlemlere, ulvi âlem ve süfli âlem, veya akli âlem ve hissi âlem de diyebilirsin. Hepsi de birbirine yakın manalardır. Sadece ifadeler değişiktir.
Onları yapıları açısından değerlendirirsen ; ruhani âlem ve cismani âlem tanımları uygun düşer. İnsan açısından değerlendirdiğinde ise; akli âlem ve hissi âlem demek daha doğru olur.
Birbiriyle mukayese ederek değerlendirdiğinde de; birine ulvi âlem, diğerine süfli âlem dersin.
Ben çok kere, bunların birine gayb ve melekut âlemi , diğerine de mülk ve şahadet âlemi ismini verir bu deyimleri kullanırım.
İki âlemin manasını öğrendin. Şimdi bil ki; ulvi melekut âlemi, gayb âlemidir. Çünkü o âlem çoğu insandan gizlidir. Duyularla hissedilen hissi âlem ise, şahadet âlemidir. Çünkü insanların hepsi onu görür ve duyar. ” 4
Biraz karışık gibi görünüyor ama, sakın aradığım bu olmasın?
İki deniz aramaktaydım, iki âlem buldum. Evet, yanılmıyorsam aradığım budur. İsmi verilmeyen, âlemin her yerinde olabilen ve her insanın görebildiği! Gazali bize iki âlemden bahsederken, aslında iki denizden söz etmektedir.
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin