Yuşa bin Nun’u aradığım o iki denizi buldum. Gördüm ki o denizlerden biri varlığın görünen şimdiki hâli, diğeri ise varlığın gelecekteki hâlidir. Başka bir ifade ile bu denizler, içinde maddi suretlerin dalgalandığı zaman denizleridir.
Diğer taraftan, Muhiddin-i Arabi’ye göre şimdiki zaman yoktur ve zaman kavramı sadece geçmiş ve gelecekten ibarettir. Çünkü, saniyeler veya saliselerle bile ölçülemeyen en küçük zaman dilimi “an” bile, sürekli geçmişe dönmekte, yerine gelecek gelmektedir. Muhiddin-i Arabi bu nedenle bu denizlerden birine ezel, yani sonsuz geçmiş, diğerine ebed, yani sonsuz gelecek der. Ya da yine sık kullandığı benzer bir deyimle, birine zâhir, yani görünen, diğerine bâtın, yani görünmeyen der.
Sözün burasında, “ Var olan her şey maddi bir gerçektir” diyen Marks’ı ve “ Her gördüğümüz hayalden ibarettir.” diyen Hegel’i anmadan geçemem.
Âlemin gerçekliği konusunda Marks ne kadar haklı ise, gerçek olduğunda şüphe olmayan bir âleme hayal diyen Hegel’in de bir o kadar haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Galiba aynı şeyden söz ediyorlardı.
***
Aradığım iki denizi buldum. Artık işim bu iki denizin birleştiği yeri bulmaktır ve orayı yine Muhiddin-i Arabi gösteriyor.
Fusüs-ül Hikem isimli eserinde insanı şöyle anlatıyor;
“İnsan, Tanrı katında bakan bir gözdeki gözbebeği gibidir ve Tanrı diğer varlıklarına insan ile bakarak rahmet eyledi. İnsana, yine bu nedenle Halife sıfatı verildi.
Şu halde, Allah’ın ezeldeki kudretinden beliren insan, yaratılışı bakımından ebedi ve daimidir. O, iki ciheti birleştiren ayırıcı bir varlıktır. Yani ezel ve ebed yönlerini onun vücudu birleştirmiştir.” 5
Muhiddin-i Arabi’nin bu açıklamaları, aşağıdaki iki ayetin tefsiri gibidir.
“ O, güneş ve ayın doğularının Rabb’i, batılarının Rabb’idir. Birinin suyu acı ve diğerinin suyu tatlı olan iki denizi birbirine kavuşmamak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşamazlar. Bu iki denizden de inci ve mercan çıkar. Öyleyken Rabb’inizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Rahman 55/19”
Evet! Gerçekte söz edilen o engel bizizdir. Güneş ve Ay’ın hareketi ile zamanı fark eden, geçmişi ve geleceği tanımlayan, geçmişi geride bırakarak geleceğe yürüyen biz insanoğlu! O iki deniz de, geçmişinde öldüğümüz, geleceğinde doğduğumuz zaman denizleridir!
Ve Kuran bize, bu denizlerin birbirine kavuşmamak üzere salıverildiğini bildirmektedir. Ve öyle anlaşılıyor ki, galiba sonsuza kadar! Hâttâ yeniden dirilip kimilerimizin cennete, kimilerimizin cehenneme gittiği gelecek zamanlarda bile! Tıpkı pozitif bilimin bugün bize anlattığı gibi!
Peki bu denizlerden hangisi tatlı? Geçmiş mi, gelecek mi?
Kuran’a göre dünya dediğimiz geçmiş acı, cennet dediğimiz gelecek tatlıdır;
“ Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ama bâki kalacak faydalı işler Rabb’inin katında daha hayırlıdır. Kehf 18/46”
“ Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Bilenler ve sadık olanlar için âhiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz? Enam 6/32”
İyi ama, hani her iki denizden de inci ve mercan çıkıyordu?
Peygamber, acı dünya denizinden çıkan bu değerli inci mercanın neler olduğunu ve nasıl elde edilebileceğini şöyle anlatıyor;
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin