Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

kıymet verilmedi sayarlar. Ah, doğru ya! Berre niçin aklına gelmiyor ki? Hem halasının kızı, hem de onları çekip çevirecek akıllı, becerikli, olgun bir kadın. Çok münasip. Ertesi günü Berre’ye gidiyor. Berre otuz yedi yaşında dul bir hanım.
- Sana hayırlı bir işi konuşmak üzere uğramıştım.
Bir kadın elbisesi dikmekte olan Berre’nin yorgun gözleri garip bir heyecanla birdenbire parlıyor, yoksa bu hayırlı iş? Peygamber sözüne devam edince gerçeği anlıyor. Ah hayır, zannettiği gibi değilmiş. Sesinde bir sitem;
- Halanızın kızını bir köleye mi münasip görüyorsunuz?
Ayrılırken fırlattığı manidar bakışı Peygamber görmezden geliyor. Neden istemiyor ki? Halbuki bir bilse ki Zeyd eşi bulunmaz siyah bir yıldızdır. Kötü olsa kendisi ister miydi? Neyse biraz oluruna bırakmalı, belki birkaç gün sonra fikri değişir. Belki de kadınlar kendi aralarında daha kolay hallederler. Birkaç gün sonra evlerin arasında dolaşan bir fısıltı,
- Berre’nin yaptığını duydunuz mu, Peygamberi geri çevirmiş.
- Ne, Peygamberi geri mi çevirmiş? Peygambere karşı çıkılır mı, ne biçim Müslümanlık bu?
Berre’nin üzerinde karşı çıkılması zor toplumsal bir baskı oluşuyor. Tüm düşünceler Peygamberin kutsallığı üzerine kurulu, Berre’yi düşünen yok. Ya Peygamber? O sırada Cendel oğullarıyla meşgul. O da unutmuş, hatırlamıyor. Berre çaresiz, nihayet pes ediyor. Tamam, razı.
Peygamber nikahlarını kıyarken düşünüyor. Berre, yüksek vasıfları olan cömert insan demek. İsmiyle müsemma derler ya, galiba bu nedenle olacak bu kadın da oldum olası kendini fazlaca beğenir. Ve gizli bir uyarı,
“- Sana bundan sonra Berre değil Zeynep diyelim, bu isim daha güzel.” 4
Berre’nin içinde bir şeyler kırıktı bir şey daha kırılıyor, her şeyi bilen Peygamber habersiz.
***
Bir yıl kadar sonra. Zeyd’in üzüm karası gözleri mutsuz, Peygamber hata yaptığını çoktan anlamış. Meğer bir şeyin ismini değiştirmek onun gerçeğini değiştirmiyormuş. Berre hep aynı Berre, gerçek kelimelerin ötesinde.
Yazık mı? Evet Zeyd’e yazık etti. Ya Berre, ona yazık değil mi? Ta başında açık açık söylememiş miydi mi istemediğini? Evet bu işte en büyük suçlu kendisi. Hadi çöz bakalım şimdi nasıl çözebilirsen!
Zeyd sözlerini bitirip mahzun ayrılırken ellerini tuttu,
- Zeyd, onu hemen boşama. Sen Allah’tan korkarsın, sabret.
Ve iki gün sonra evlerin arasında dolaşan bir fısıltı daha,
- Duydunuz mu, Zeyd karısını boşuyormuş.
- Sahi mi?
- Benden duymuş olma ama Zeynep aslında uzun zamandır Peygamberi seviyor, onunla evlenmek istiyormuş. Peygamber nedense anlamazdan gelmiş.
Peygamber suskun, sıkıntılı ve düşünceli. Bu durum ne kadar sürecek? Evet, ikisiyle birlikte oturup bir kez daha konuşması gerek. Birkaç gün sonra ani bir kararla kalkıp Zeyd’in evine yöneliyor. Kapıda durdu, kapı dediğin, kerpiç duvardaki kapı boşluğuna asılı bir kilim. Kenarına vuruyor, ev hâli ne olur ne olmaz. Ses yok, duyuramadı herhalde. Sesleniyor,
- Zeyd!
Yine ses yok. Yoksa evde mi değiller, iyi de nereye gidecekler? Durdu, içerden hafif bir ses mi geliyor ne? Allah korusun, bir aksilik falan olmasın da. Yavaşça kilimin ucunu kaldırıyor. O da ne, odanın dip köşesinde oturan şu kadın Zeynep değil mi?
- Neden ses vermiyorsun, Zeyd yok mu?
Zeynep üzerini zor örten günlük ince bir entari sessizce oturduğu köşeden kalkıyor. Peygamber zaten üzgündü, seyrettiği mutsuzluk ve çaresizliğin karşısında daha bir üzülüyor.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş