Peygamberlik, hicret, sonra Zeyd, bütün bunların sebebi kendisi değil mi? Zeynep kapıya doğru yaklaşıyor, sesi kırgın, sesi bir tuhaf mahzun.
- Yok, dışarıda.
Sesi neden böyle bir garip? Peygamber Zeynebin gözlerine bakmaya çalışıyor, yoksa bu kadın ağlamış mı?
Keşke bakmasaydı, birdenbire simsiyah bir şimşek çakıyor sanki! Bir bakış, sadece simsiyah bir bakış getiriyor yılların sakladığı acıyı. Ve bu bakış Peygamberin en zayıf noktası, bu nokta Cebrail’in bile yanmaktan korkup kaçtığı bir nokta.
Peygamber Zeynebin gözlerine bakarken içinde sıcak bir şeylerin eridiğini hissediyor. Sarsıldığını hissedip hızla geri döndü ama, artık çok geç. O kendini biliyor, bu Muhammet az önceki Muhammet değil. Ya Zeynep, bu Zeynep tanıdığı Zeynep mi?
- Ey gönülleri döndüren Allah’ım, sen ne yücesin!
Bu kelimeler Zeynebe yabancı değil, neler olup bittiğini tahmin edebiliyor. Allah bilir, belki de biliyor.
Peygamber geri dönerken sarhoş gibi. Eve kendini zor atıyor, yalnız kalmak istiyor. Ayşe bir tuhaflık olduğunun farkında,
- Ya Resulallah iyi misiniz?
Peygamber başka bir âlemde, duymuyor.
- Ya Resulallah! İyi misiniz diyorum?
- Evet evet, iyiyim.
Gerçekte iyi değil, saklıyor. İçinde tuhaf bir sıcaklık var ve gözleri yanıyor.
***
Birkaç gün sonra diğer eşi Hafsa’nın evinde. Peygamberin durgun hâlini Ömer’in kızı da fark ediyor. Ne yapsa da açsa acaba?
- Ya Resulallah, bugün meydanda pazar kurulu. Biraz istirahat ettikten sonra benimle çıkar mıydınız? Birkaç öte beriye bakardık.
Peygamber ne zaman hayır demiş ki?
- Olur.
Pazar meydanı küçük ama cıvıl cıvıl. Arpa ve hurma çuvalları yan yana. Daha küçük çuvallarda kabak, üzüm, soğan. İşte bir süt tulumu, yanında peynir, çökelek, tereyağı, bal. Bir köşede yeni kesilmiş bir deve parçalanıyor, hemen yanında sırasını bekleyen iki keçi, başka bir köşede rengarenk elbiselik kumaş topları. Özellikle kumaşlar Hafsa’nın ilgisini çekiyor,
- Ne kadar güzel bunlar, ipek mi?
Birdenbire başka bir kadın sesi, bir selam.
- Nasılsın Hafsa?
Peygamber heyecanla titriyor, bu onun sesi değil mi?
- Ya Resulallah ya siz, siz nasılsınız?
Durup başını kaldırdı. Krem rengi uzun elbiselerini, ucunu omuzlarına attığı turuncu ipek eşarpla süslemiş bir kadın. Bu Zeynep mi? Ne kadar zarif, ne kadar şık görünüyor, muhakkak kendisi dikmiştir.
Zeynep ne soruyor, kendisi ne cevap verdi, etrafında kimler var, farkında değil. Tek görebildiği, baktığı yeri delip geçen simsiyah bir bakış. Zeynep hafif rüzgarda uçuşan elbiseleriyle asaletini sergileyen bir endam içinde uzaklaşırken, arkasında bıraktığı rüzgarın içinde hoş bir koku dalgalanıyor. Peygamber büyülenmiş gibi bir süre arkasından bakıyor, bu kadın dün ağlarken gördüğü kadın mı? Yoksa Zeynep bu davranışıyla çektiği acıları mı gizlemek istiyor?
Bu sırada Hafsa sinirli bir sessizlik içinde Peygamberden farklı düşünüyor. Bu kadar söylentiden sonra ne yapmak istiyor bu kadın? Takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş. Sakın özellikle önlerine çıkmış olmasın? Geri dönerlerken Peygamber dalgın bir suskunluk içinde. Hafsa’nın öfkesi daha da artıyor. Artık bunu Ayşe’ye anlatmaz mı?
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin