Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Peygamber o gece yatsı namazını kıldırmadan önce her zaman yaptığı gibi dönüp bir süre saflara baktı. Ay ışığında pek iyi seçilmiyor ama şu arka saflarda duranlar kadınlar olmalı. Birden yüreği ağzına geldi,
- O da gelmiş midir acaba?
Kalbi heyecanla çarparken geriye dönüp fatihayı okumaya başladı. Bir süre sonra fark ediyor, o da ne? Bu fatiha tanıdığı fatiha değil, bir başka fatiha. Fatihanın ayetleri hayalinde bir insan çiziyor, bir kadın. Sürmeli kara gözlerinde acı saklayan zarif ve asil bir kadın.
Sureyi bitirip rükua eğildikten sonra Allahüekber deyip secdeye kapandı. Başı ellerinin arasında ve gözleri sımsıkı kapalı, sanki bir şeyleri görmek istemiyor. Ne mümkün? O içinde kazınmış bir hayal ve işte yine O!
Eve döndükten sonra sessizce bir köşeye çekildi. Bir Muhammet var dışardan görünen, sonra içinde başka bir Muhammet daha. Soruyor,
- Ya Muhammet sen ne yaptın?
- !
- Sen bir kadına baktın! Üstelik de evli bir kadına.
İçindeki Muhammet suskun. Derinlerdeydi, daha da derinlere kaçmak istiyor. Ve nihayet o derinliklerden titrek bir ses,
- Hayır hayır, o baktı.
- Hayır sen de baktın, ben gördüm.
Gizlideki Muhammet hayalinde ışıldayan bir çift ıslak kara gözü saklamaya çalışıyor.
- Yoksa güzel miydi?
- Evet ama!
- Güzeldi demek? İyi ama eskiden hiç güzel bulmazdın. Hâttâ ben biliyorum çirkin bile bulurdun, kendini beğenmişin biri derdin. Şimdi ne değişti?
İçerdeki Muhammet suskun, diğeri bastırıyor.
- Sakın onu seviyor olmayasın?
- Yok canım! Evli barklı kadın, hiç olacak şey mi?
- Evet ama, farkında mısın namazda bile hep onu düşündün.
- Ben mi? Fakirlik, geçimsizlik, onun için çok üzülmüştüm. Galiba etkilenmiş olmalıyım.
Ertesi gün öğle namazı yaklaşırken içinde bir garip heyecan, kalbi yine bir garip çarpıyor. İçindeki Muhammet sabırsız, soruyor.
- O da gelir mi dersin?
Peygamber namaz için mihraba yürürken başı önde, onu görmeye korkuyor. Ya geldiyse, ya gerçekten güzelse? Halbuki biliyor güzel, çok güzel. Kadınların yanından hızla geçiyor.
Namaz bitti. Başı önüne eğik, diz çökmüş bir halde duruyor. Gelmiş midir? Hayır hayır, bakmayacak. Ama ya geldiyse?
Bakışları kendiliğinden yükselip arka sıralara doğru uzanıyor, gelmemiş mi? Belki oturduğu yerden iyi göremiyor, ayağa kalktı. Hayır, gelmemiş. Başıyla birlikte bakışları da önüne düşüyor, içindeki Muhammet acılar içinde.
- Neden gelmiyor?
***
Bari kendi acısıyla baş başa kalabilseydi ya, ama kalamıyor. Zaten patlamaya hazır olan Ayşe, Hafsa’nın anlattıklarını duyduktan sonra hepten deliye dönüyor. Bunu Zeynebin yanına bırakırlar mı? Artık biliyorlar, işin sırrı biraz giyinmek, biraz süslenip kendini satmak. Sonra bu kıskançlık oyununa diğerleri de katılıyor.
- Biz de güzel ipek kumaşlar, altın gümüş takılar, güzel kokular isteriz!
Allah bilir istemekle kalmayıp, yavaş yavaş davranışlarını da bu yönde değiştirmeye başlıyorlar. Peygamber bir ara bunalıyor, ne oluyor bu kadınlara, ne yapmak istiyorlar? En iyisi bir süre onlardan uzaklaşmak. Oda kapılarını dolaşıp haber veriyor,

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş