- Ben bir süre mescitte kalacağım.
Dostları mescitteki minberin bir köşesini hasırla çevirip kapattılar. O akşam alçak hasır perdelerin arasında tek başına. Uzandığı yerden, çatıyı örten kuru hurma dallarının arasında gökyüzünde ışıldayan yıldızları seyrediyor. Bir tarafında aşk, bir tarafında buruk bir yalnızlık.
“ Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle, Eğer dünya dirliğini ve süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah’ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
Ey Peygamber hanımları! Sizden kim kanıtlanmış bir edepsizlik yaparsa, kendisi için azap iki katına çıkarılır. Ve sizden kim Allah ve resulüne itaat eder iyilik yaparsa, ona da karşılığını iki kat olarak veririz.
Ey Peygamber hanımları! siz kadınlardan herhangi biri değilsiniz. Takva sahibi iseniz kırıtarak konuşmayın ki, kalbinde hastalık olanlar yanlış bir zanna kapılmasın. Örfe uygun konuşun. Evinizle ve işinizle meşgul olun, sokağa çıkmanız kendinizi göstermek için olmasın. Ahzab 33/28-30”
***
Sonraki günlerde acısı artıyor. Hayalinde Zeynebin siyah gözleri, yedi ayetli fatiha artık hep onu anlatıyor. Nihayet bir ikindi namazında fatihayı okurken içindeki Muhammet itiraf ediyor. Evet, onu seviyorum.
Peygamber başka bir âleme dalmış, kaç rekat kıldırdığının bile farkında değil. Arkadakilerden biri namaz bittikten sonra soruyor,
- Ya Resulallah namaz mı kısaldı, yoksa vahiy mi geldi?
- Hayır! Ne namaz kısaldı ne de vahiy geldi. Neden sordunuz?
- Eksik kıldırdınız da!
Dönüp hata secdesi yapıyor,
- Ben de sizin gibi bir insanım, unutabilirim.” 5
Her namaz sonrası birileriyle biraz sohbet ederdi, artık kaçıyor. Biraz yemek mi? Hayır, bu akşam da canı istemiyor. Dostu Ebu Bekir uzaktan da olsa gelişmeleri takip ediyor, endişeli. Bir ara Cendel oğulları ile ilgili bir şey soracak oluyor. Peygamber dalgın, sanki duymuyor.
- Ey Allah’ın resulü çok durgunsunuz, sanki sarhoş gibi.
Peygamber yardım ister gibi Ebu Bekir’e bakıyor,
“ Sarhoşluk müminin kalbindedir.” 6
Ebu Bekir cevap vermeden sessizce ayrılıyor. Evet, bu çok özel bir durum. İyi de bu sarhoşluk ne kadar sürecek?
Peygamber o gece yalnız, Ebu Bekir’in taşıdığı endişeyi içindeki Muhammet’e soruyor.
- Bu sarhoşluk ne kadar sürecek?
İçindeki Muhammet suskun, kendi cevaplıyor.
- Hayır, bu işte bir yanlışlık var. Baksana işler aksıyor, diğerleriyle yeteri kadar ilgilenemiyorsun. Evet bu bir ayıp. Hani insanlara ahlak ve faziletten söz ediyordun, hani insanın içiyle dışı bir olmalı diyordun? Bak bakalım seninki bir mi?
Hayalinde Araf suresi ve gerçeği haykıran Haz. Musa,
“ Allah hakkında gerçeğin dışında bir şey söylememek, benim üzerimde bir var oluş borcudur. Araf 7/105”
Evet, bir peygamberin yalan söylemeye veya bir şey saklamaya hakkı olamaz. Peki ya kendisi? Bak işte saklıyor, yaşadığı bir gerçeği söyleyemiyor. Yoksa Musa’nın başardığını kendisi başaramayacak mı?
Evet ama bunu nasıl anlatabilir ki? Onların pek çoğu bu anlayışa yabancıdır. Ayıplayıp kınarlar, belki şüpheye düşüp dinden bile çıkarlar. Evet bu olacak iş değil, hemen kendini toplayıp vazgeçmeli.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin