Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Eyvah, kıyamet!
Denizler kaynamakta, dağlar pamuk gibi atılmakta, dünya büyük zelzelelerle sarsılmakta. Yıldızlar birbirine girmiş, güneş ve ay birbirine çarpmış darmadağın. Kainat yok oluyor. Tüm insanlar panikte ve kaçacak hiçbir yer yok! Korkudan hamile kadınların bile çocuğunu düşürdüğü bir dehşet ânı. Allah intikam alırcasına tüm varlığı yok ediyor. Yeniden yaratmak ve herkese hesap sormak üzere. Peki neden?
Nedenini yıllar sonra öğrendim, korkumuz boşuna değilmiş.
“ Ey insanlar! Rabb’inizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Hac22/1 ”
“ O gün yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner. Müzemmil 73/14 ”
Eyvah! Durum gerçekten bu kadar kötü mü? Hiç mi çare yok, acaba o çok şey bilen bilim de mi bir şeyler yapamaz?
Maalesef!
Bu konuda evreni tanımaya ve yaşamı daha güvenli, daha rahat bir şekle sokmaya çalışan bilim de suskundur. Gerçi aya ayak basmış, güneşi ve gezegenlerini daha yakından tanımak için uğraşmaktadır ama, böyle bir tartışmaya nasıl girsin ki daha üzerinde çalıştığı dünyayı bile tam olarak kavrayabilmiş değildir.
Sadece, hayır sanmıyorum der zayıf bir sesle. Tanımadığı ve hakim olmadığı sonsuz bir evrenin davranışı için nasıl garanti verebilir ki? Üstelik bazen yanılıyor olsa da bilim yalan söylemeyi sevmez. O hayallerin değil, gerçeğin âşığıdır.
Ancak, belki onun da içinde gizli bir soru;
Eğer öyle olacaksa ve her şey yok olup gidecekse bütün bu çaba niye? Yoksa dinin anlattığı gibi bir lokma, bir hırka daha mı doğru?
***
Kıyametin dehşeti bir yana biz bir gün dirilecek miyiz gerçekten, hem de bir daha hiç ölmemek üzere?
Eminim ki bunun doğru olmasını ve inanabilmeyi aslında hepimiz çok isterdik. Ne var ki kimilerimiz için kıyamet peygamberlerin korkutmasından başka bir şey değildir. Kendilerini peygamber ilan eden kimi uyanıklar bazen toplumda sivrilip başa geçmek, bazen de menfaat temin etmek için uydurmaktadır. Büyük insanlık gerçeğini böyle temelsiz bir inancın üzerine kurmayı gerektirecek hiçbir ciddi neden yoktur.
Hani nerede vaat ettikleri cennet, hani korkuttukları cehennem? Ölüp gidenlerden geri gelen var mı?
Bir yanımızda yaşamın gerçeği, diğer yanımızda Allah adına uydurulmuş, anlamadığımız içi boş sözler yığını! Ömrümüzün büyük bir kısmı, buna inanmayı istemekle inanamamak arasında geçip gitmektedir.
Ve dinle bilim arasında gidip gelen biz insanlar, kimimiz korku içinde kimimiz umursamaz, bu korkunç günü beklemekteyizdir.
Ne zaman?
Vakti belli değilmiş;
“ Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki, Onun ilmi ancak Rabb’imin katındadır. Onun vaktini Ondan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır, ama insanların çoğu bilmezler. Araf 7/187 ”
Ama bazı alametleri varmış;
“ Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar! Muhammet 47/18”
Ve Peygamber bu alametleri bilmektedir.

Sayfalar: 1 2 3 4 5

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş