“Yeryüzünde savaşırken, kesin bir galibiyet sağlamadıkça hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Allah’tan daha önce bir hüküm gelmiş olmasaydı, şu aldığınız fidyeden ötürü size büyük bir azap erişecekti. Enfal 8/67”
Arkasından bir de hadis,
“Daha sonra Peygamber; Aldığımız şu fidye sebebiyle gökten azap inseydi, Ömer’le Sad’dan başkası kurtulamayacaktı buyurdu.”
Okumayı bitirdikten sonra dondum kaldım. Vay canına, Allah bile Ömer’den yana ha! Demek ki bu işlerde acımak yok, affetmek yok. Vurun, bulduğunuz yerde öldürün! İyi de nasıl olur, hani Allah bir anneden daha şefkatliydi?
Sevgili Müslümanlar! İşte bin dört yüz yıldır anladığınız Kuran ve bize anlattığınız sevgili efendimiz, Peygamberimiz. Nasıl, beğendiniz mi?
Sınırları kaldırmaya, insanlığı bir araya getirmeye çalışan bir düşüncenin karşısında çocuklarımıza hâlâ bunları mı anlatacağız? Akıl dinidir, sevgi dinidir, hoşgörü dinidir dediğimiz bu İslam’ı mı götüreceğiz insanlığa?
Biliyorum, Taberi Tarihi de dahil olmak üzere bütün kitaplar böyle yazıyor ve bütün yazılanlar doğru ama, artık biliyorum ki ne din buydu, ne de Peygamber böyleydi. Birileri bize Kuran’ı ve Peygamberi değil, hep kendi anlayışlarını anlatıyorlar.
Kuran, yirmi üç yıl boyunca peyderpey inmiş surelerden oluşan bir kitaptır. Şimdi elimizde tutup okuduğumuz Kuran’ı Peygamberin bizzat kendisinin sıraladığını ve bu sıralamayı iniş sırasına göre değil de, henüz bilmediğim özel bir nedenle kendi tercihine göre yaptığını söylerler.
Söz ettiğimiz Enfal suresi bu özel sıralamada 8. sırada olmasına rağmen, iniş sırasına göre 93. suredir. Bu şu demektir ki, daha önce gelen 92 sure var. Enfal’den önce inen bu 92 sureden 39’ uncusu Araf, 70’ incisi Nahl sureleridir ve bakın ne diyorlar,
“ Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir. Araf 7/199”
“ Rabb’inin yoluna güzellikle ve bilgiyle davet et. En güzel yol neyse, onlarla öyle mücadele et. Eğer bir ceza verecekseniz, ancak size yapılan kötülük kadar cevap verin. Nahl 16/126”
Şimdi söyleyin, Peygamberin Ukbe’ye verdiği ceza, Ukbe’nin işlediği suçtan ağır değil mi? Yoksa Peygamber Ukbe’nin boynunu vururken bu ayetleri unutmuş muydu?
Cevap yok mu? Evet yok, olmamalı da! Şu halde gelin şu Kuran’ı, şu hadisleri, şu Taberi Tarihini bir de birlikte okuyalım.
***
“ Tarih 624. Ramazan ayının üçüncü günü. Son Peygamber ve beraberindeki 310 Müslüman, Ebu Süfyan idaresinde Şam’dan dönmekte olan Mekke kervanının yolunun kesmek üzere Medine’den yola çıkarlar. Mekke’de terk ettikleri ve akrabaları tarafından el konan mallarının karşılığını almak istemektedirler. On gün kadar sonra Bedir kuyularına yaklaştıkları bir sırada, gözcülük görevi yapan Haz. Ali, Sad bin ebi Vakkas ve Zübeyr bin el Avvam kuyulardan su almaya gelen iki köle görürler. Birini kaçırırlarsa da El As oğullarının Ariz adındaki kölesini yakalayıp karargaha getirirler ve sorgu başlar.
- Söyle kervan ne kadar uzakta? Ebu Süfyan’ın bizim varlığımızdan haberi var mı?
Oysa ki Ebu Süfyan’ın karşı istihbarat teşkilatı pusuyu daha onlar yola çıkarken haber almış ve günler öncesinden Mekke’ye haber uçurmuştur bile. Yakalanan köle kervanın değil, kervanı korumak üzere aksi yönden yaklaşan Mekke kuvvetlerinin sucusudur ve kervandan haberi yoktur. Mekke’den ve silahlı süvarilerden söz etmeye başlayınca sorgulayanlar inanmaz, dövmeye başlarlar. Onların aklı fikri kervandadır ve kervanla ilgili cevaplar istiyorlar. Köle çaresiz kabul eder;
- Evet kervanın sucusuyum ve kervan biraz geriden geliyor!
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin