Bu sırada Peygamber, safların arkasındaki bir kum tepeciğinin üzerinde hurma dallarından yapılmış derme çatma bir gölgelikten savaşı yönetmekte ve Sad bin Muaz komutasında beş kişilik özel bir tim tarafından korunmaktadır. Herkes gibi onun da sinirleri gerilmiş, bakışları avına saldırmaya hazırlanan bir kartalın bakışını andırmaktadır. Kazanacaklarından emin, Mekke saflarına bakıyor. Sonra birden yere eğilip bir avuç kum avuçluyor ve ağır adımlarla safların önüne doğru yürüyor. Avuçlarında taşıdığı kum değil inançtır ve Mekke saflarına doğru savuruyor,
- İlahi! Düşmanın yüzünü kara et.
Ve dönerken etkili bir manevra daha yapıyor,
- Ölen her adamın mal ve parası öldürenin olacaktır!
Sonra birden aklına geliyor, sakın şimdi bunlar ganimet uğruna önüne geleni kesip biçmesinler? Dönerken uyarıyor,
- Karşı saflardaki Bahteri ve Abbas gibi bazı kimselerin bu savaşa istemeyerek geldiklerini duydum. Onlara rast gelirseniz öldürmeyin.
Utbe’nin oğlu genç Huzeyfe bunu duyunca itiraz eder,
- Ne yani, biz baba oğul birbirimizi öldüreceğiz de Peygamberin amcasını mı sağ bırakacağız? Yemin ederim karşıma çıkarsa vururum.
İtirazı duyan Peygamber bir an sarsılır. Genç çocuk savaştan ve istihbarattan habersiz, bunu basit bir akrabalık kayırması zannediyor olmalı. Ömer’e dönüyor,
- Genç Huzeyfe neler diyormuş duydun mu?
Ömer sinirli, dokunsan patlayacak.
- Duydum ya Resulallah! Bırak beni şu münafığın kafasını uçurayım.
Peygamber suskun düşünüyor. Allah’ım, galiba bu Ömer hiç değişmeyecek. Aklı fikri vurmakta öldürmekte.
Savaş başlar. Ali ve Hamza rakiplerini kısa sürede öldürdükten sonra, Utbe karşısında zorlanan Ubeyde’ye yardıma koşup Utbe’yi de öldürürler. Bacağı parçalanan Ubeyde geriye taşınır. İlk raund Mekke için moral bozucu ve saflar birbirine girmek üzeredir.
Peygamber özel muhafızlarıyla birlikte seyretmektedir. Bir süre sonra Mekke’nin kayıpları artmaya başlar. Derken öndekiler çarpışmadan teslim olmaya, arkadakiler kaçışmaya başlarlar. Müslümanlar teslim olanları silahlarından ayırmakta ve sonra bağlayıp cephe gerisine göndermektedirler.
Ne olduysa, tam o anda Peygamber muhafız birliği komutanı Sad bin Muaz’a döner,
- Ne o? Arkadaşlarının savaş tarzı seni tatmin etmemiş görünüyor!
Şimdi Sad bin Muaz’ı ve cevabını dikkatle izleyin, çünkü daha sonra tekrar hatırlamamız gerekecek.
- Evet! Ben olsaydım onları esir almazdım. Onları parçalamak, birer birer öldürmek istiyorum.
Peygamber cevap vermeden bakışlarını yine savaşa çeviriyor, bu da Ömer soyundan olmalı.
O gün Müslümanlar 14 kayıp verirler. Buna karşılık Mekke, Utbe ve Ebu Cehil’in de aralarında olduğu 70 kayıp vermiş, bir o kadarı da esir edilmiştir. Peygamber ölenlerin toplu halde kuyulara gömülmelerini emreder. Kuyu dedikleri iki üç metre derinlikte küçük bostan havuzlarıdır. Önce Utbe sürükleniyor havuza. Oğlu Huzeyfe acılar içinde! Bu nasıl bir galibiyet? Peygamber tam o anda Huzeyfe’nin yanında ve duyguların farkındadır,
- Çok üzgün olduğunu biliyorum. Böyle olsun istemezdim.
- Evet ya Resulallah! Çok üzgünüm. Babam mert, yardımsever ve yumuşak gönüllü bir insandı.
Peygamberin adetiymiş, kazandıktan sonra savaş alanını hemen terk etmez, üç gün kalırmış. 3
Akşama doğru Ömer komutasında bir birlik esirleri sımsıkı bağlamaya başlıyor. Sıra Mekke’nin meşhur şairi Süheyl bin Amr’a geldiğinde Ömer’in öfkesi yeniden kabarıyor. Bu Süheyl Peygamber aleyhinde şiirler yazan adam değil mi?
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin