Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

- Ya Resulallah, izin ver dişlerini sökeyim de bir daha senin aleyhinde konuşamasın!
Peygamber şaşkın cevap veriyor,
- Ya Ömer! Senin dediğini yapacak olursam, peygamber bile olsam gün gelir Hak da bana öyle muamele eder. Seni onun hakkında iyi şeyler düşünürken görmeyi arzu ederim.
Esirler yaralı, yorgun, acılı. Karanlık basınca inlemeye başlıyorlar. Peygamber uykusuz. Biraz uyuması, dinlenmesi gerektiğini hatırlatanlara şöyle diyor,
- Amcam Abbas bağlarından dolayı inlerken nasıl uyuyabilirim?
Gidip Abbas’ın iplerini gevşetiyorlar. Şimdi oldu mu? Hayır,
- Ya diğerleri, onları gevşetmeyi düşünmüyor musunuz?
Gidip hepsini gevşetiyorlar.
Sabah namazından sonra gün ışımaya, insanlar hareketlenmeye başlıyor. Derken ordugahta yavaş yavaş yükselen tartışma sesleri! Ne o, neler oluyor? Az sonra anlaşılıyor, ganimet mallarının paylaşımında anlaşmazlıklar var. Toplayanlar, biz topladık bizimdir demekte, buna karşılık ön safta çarpışanlar onları biz yaralayıp öldürmeseydik siz ne toplardınız diye itiraz etmektedir. Peygambere gelirler. Evet, bu hemen karar verilebilecek kolay bir problem değil.
“ Senden ganimet hakkında soruyorlar. De ki, bu Hakka ve peygamberine ait bir hükümdür. Onu dilediklerine verirler. Enfal 8/1”
Anlaşıldı, ganimetleri Peygamber kendisi dağıtacak. Nitekim tüm ganimet malı daha sonra dağıtılmak üzere toplanıp, Neccar oğullarından Abdullah bin Kab’ın gözetimine verilir. Abdullah bin Mesut gördüğü bu manzara karşısında şaşırmış, sonradan şöyle diyecektir.
- O güne kadar, Müslümanların dünya malını sevebilecekleri hiç aklıma gelmemişti!
Üç gün sonra ordu geri dönmek üzere toplanmaya başlar. Yola çıkılmak üzeredir. Peygamber en sonra biner devesine ve önce Bedir kuyularına doğru sürer. Eski dostlara Allahaısmarladık demeden gidilir mi? Savaşmış da olsalar onlar akrabalarıdır ve artık ölüler. Eski su havuzları şimdi taş ve kum yığınları ile örtülü bir kümbet gibi. Peygamber üzüntülü, yüksek sesle düşünüyor.
- Ey havuzda yatanlar, gördünüz mü? Hakkın vaat ettiği gerçek işte buydu.
Ömer hemen arkasında, Peygamberin duygularından ve düşüncelerinden habersiz.
- Artık hiçbir şey işitmeyen şu ölülere mi hitap ediyorsun?
Peygamber başını çevirip boş gözlerle Ömer’e bakıyor. İşitmek yetmez, anlamak gerekir. Okuyup durduğu halde, (Sen ölülere işittiremezsin. Neml 27/80) ayetinden haberi yok anlaşılan. Onlar işitip anlamıyorlar da Ömer daha mı çok anlıyor? Durgun bir sesle yanıt veriyor,
- Siz onlardan daha fazla işitiyor değilsiniz! Şu farkla ki, onlar cevap veremiyor. 4
Sonra devesini Medine yönüne çevirir. Tutsak edilen Mekkeli yetmiş esirle birlikte Medine’ye geri dönülmektedir.
Safra boğazı geçilirken ordu mola verir. Bu mola, aynı zamanda Ukbe bin Muayt’ın ölüm emridir. Peki birden bire ne oldu da Süheyl’in dişlerine bile kıyamayan Peygamber aniden fikir değiştirdi? Yoksa Ukbe’nin sırtına bağırsak attığı üç gün sonra mı aklına geldi?
Hayır! Olayların Peygamberle ilgisi yoktur. İşin doğrusu Safra boğazı geçilirken Utbe’nin ağır yaraladığı Ubeyde ölmüştür ve molanın gerçek nedeni onun defnidir. Bir yandan Ubeyde’nin defniyle meşgul olunurken diğer yandan harp meclisi toplanır. Aşiret kanunları intikamı emrediyor. Göze göz, dişe diş ve elbette cana can! Ubeyde’nin kanı yerde kalmamalıdır ve esirlerden ölüme en yakın olan Ukbe’dir. Zaten bu herif Mekke’deyken kendilerine çok çektirmiş, Peygamberin sırtına da bağırsak atmamış mıydı?
Ukbe son bir ümitle Peygambere bakıyor,
- Ya küçük çocuklara kim bakacak?

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş