Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

İslam’ın henüz kendine ait oturmuş bir şeriatı yoktur ve Peygamber toplumsal öfke karşısında çaresizdir. Bir ümit, belki yatışırlar ümidiyle ganimet mallarını dağıtıyor. Hayır, çare yok. Ukbe’nin yalvaran gözlerine bakarken önce kardeşi Musa’yı hatırlıyor, sonra da hiç sönmeyen çalı ateşini. Korkma Ukbe, senin çocukların da bu büyük ateşin içinde büyür giderler. Ukbe’ye dönüyor, Ebu Bekir hariç aklından geçenleri kimse bilmiyor. Çocuklara kim bakacak öyle mi? Gizli bir teselli,
- Ateş!
Asım bin Sabit Ukbe’nin boynunu vurmaya hazırlanırken Peygamber orada bulunmak istemiyor. Kılıç Ukbe’nin korkudan titreyen boynuna inerken yanında Ebu Bekir, hayalinde yalvaran bir bakış uzaklaşmaktadır. Başları öne eğik, sessizce yol alıyorlar. Peygamber uzun bir süre sonra devesinin üzerinde yükselip dostu Ebu Bekir’e dönüyor. Sesinde bir isyan,
- Hayır ya Ebu Bekir! Bu böyle devam edemez! İsa’nın şeriatıyla mı hükmedeceğiz, yoksa Musa’nın şeriatıyla mı?
Ebu Bekir bilgili, bir o kadar da saygılı.
- Hakkımızda hayırlı olanı siz daha iyi bilirsiniz ya Resulallah.
Peygamber susuyor. Hangisi hayırlı, hangisi hayırsız? Hayırsız olsaydılar peygamber olurlar mıydı? Evet ikisi de doğru. Savaşırken Musa, bittikten hemen sonra İsa. Her ikisi de gerçeğin ayrı bir hâli. Fakat İsa daha mı yakın ne?
Medine’ye ordudan üç gün önce varır. Ve varır varmaz bir kötü haber. Ukbe Safra’da can verirken, yola çıkarken hasta bıraktığı kızı Rukiyye de Medine’de ölmüş ve henüz gömülmüştür. İçi cız eder. Ey Muhammet, bu büyük ateş Ukbe’nin çocuklarını yakar da seni bırakır mı?
Ordu esirlerle birlikte Medine’ye gelince emir verir,
- Esirler evlerde korunacak ve iyi davranılacak!
Her nedense esirler hakkında vahiy gelmiyor ve ertesi günü danışma meclisini toplayıp soruyor,
- Esirleri ne yapacağız?
Haz. Ebu Bekir Peygamberin düşüncelerini bilmekte ve onun görüşünü paylaşmaktadır,
- Ey Peygamber! Bunlar senin akrabaların ve kardeşlerindir. Onları öldürmeyelim, fidye alarak serbest bırakalım. Bakarsın daha sonra Allah onlara da doğru yolu gösterir ve inanırlar.
Peygamber Ömer’e döner,
- Hattab’ın oğlu sen ne dersin?
Eski yasalar serttir ve Ömer de yasalar kadar sert!
- Ya Resulallah! Bunlar Allah ve din düşmanı kafirlerdir. Hepsinin kafasını keselim. Keselim ki Allah kafirlere acımadığımızı bilsin!
Ya Sad bin Muaz? Ona sormaya bile gerek yok,
- Öldürelim!
Neyse ki diğerleri Ömer’le Sad kadar acımasız değiller ve düşünüyorlar. Peygamber ve Ebu Bekir’in bir bildikleri olmasa, fidye alıp bağışlayalım derler miydi? Evet, onlar kardeşleridirler ve bağışlamak daha güzel.
Peygamber meclisin kararından memnun Ebu Bekir’e dönüyor,
- Yüce Allah bazı kalpleri o kadar şefkatli yaratır ki, sütten daha ince olurlar. Bazı kalpleri de o kadar sertleştirir ki taştan daha katı olurlar. Ya Ebu Bekir! Senin hâlin İbrahim’in hâline benzer ki O; Bana inananlar bendendir, isyan edenleri ise Allah bağışlar ve affeder, çünkü O affedicidir demişti. Yine senin hâlin İsa’nın hâline benzer ki; onları cezalandırmak istersen yaparsın, çünkü senin kullarındır, eğer bağışlarsan, sen affetmeyi seversin demişti.
Sonra Ömer’e dönüyor,
- Ya Ömer! Senin tabiatın da Nuh’un tabiatına benzer ki O; Yer yüzünde inkarcılardan hiç birini sağ bırakma demişti.
Yatsı namazını kıldırdıktan sonra eve döndü. Esirler kurtuldu, artık içi daha rahat. Artık Ukbe’nin yalvaran gözlerinin hayali daha az rahatsız edici. Hem üstelik şu sıkıntıda elleri de biraz para görür değil mi?

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş