Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Para mı? Birden içi boşalıyor gibi oluyor, eyvah! Kemiklerine kadar titrediğini hissediyor, eyvah ne yaptı! Bir peygamber para için mi savaşır? Hani affetmek, nerede kaldı bağışlamak? Ey Peygamber, karşılıksız bağışlamayı başaramadın öyle mi?
Soluk soluğa, bitkin bir halde minderin üstüne kıvrıldı. Eşi Sevde loş karanlıkta duyduğu soluk seslerinden bir gariplik olduğunun farkına varıyor, evet bu vahiy hâli. Koşup örtüyor, böyle durumlarda yalnız kalmak istediğini biliyor.
“ Sözlerinin kesin doğruluğuna inandırmak dışında, hiçbir peygambere insanları esir edip karşılık almak yakışmaz. Siz şu geçici dünyanın menfaatini istiyorsunuz, Allah ise ahireti istiyor. Eğer aynı suçu sizden öncekiler de işlememiş olsaydı, aldığınız şu fidyeden ötürü muhakkak çok büyük bir azapla karşılaşacaktınız. Enfal 8/67”
Peygamber kendine gelince Sevde’ye dönüyor, sabahı beklemeye tahammülü yok.
- Söyle de bana Ebu Bekir’i çağırsınlar.
Ebu Bekir gelince ayeti okuyor. Sevgili dostu için tefsire gerek yok! Aynı üzüntü bu defa onu sarıyor. Evet, hata ettiler. Karşılıksız bağışlasalardı onları kazanacaklardı. Şimdi kurtulacak, ama yine düşman olarak kalacaklar. Evet, bu tam bir bağışlama olmadı ve cezasını görecekler! Belki çok büyük olmayacak ama, bir ceza olacak.” 5
Devamını başka bir hadiste Ömer anlatıyor,
“ Sabah namazı için mescide geldiğimde Peygamber ve Ebu Bekir’i ağlar gördüm. Ne olduğunu sorduğumda, esirleri fidye karşılığı bırakmanın cezasını çok yakında ödeyeceğimizi söylediler.
Daha sonra Peygamber; Aldığımız şu fidye sebebiyle gökten azap inseydi, Ömer’le Sad’dan başkası kurtulamayacaktı buyurdu.” 6
Ömer’in bu sözlerinde Peygamberin iki cümlesi var. Biri azap inecek diyor, diğeri azap inseydi! Hangisi doğru?
Peygamberin korktuğu Uhud savaşında başına geldi. Beklenen ceza gökten değil, Mekke’den gelmişti. O gün yetmiş kayıp veren Müslümanlar Talha bin Ubeydullah ve Sad bin ebi Vakkas dışında can havliyle kaçışırken, kendisinin de yüzü parçalanmış, ölümden bu iki insan sayesinde kurtulmuştu.
Ya Ömer’le Sad bin Muaz’ın ayrıcalıkları?
Emin değilim ama, Peygamberin bu sözlerinde kendileri için övünülecek bir şey olmadığını daha sonra anlamış olmalıdırlar. Gökyüzünde yağmur ve fırtınadan başka bir şey olmadığını bilen Peygamber her etkinin bir tepki doğurduğuna dikkat çekmekte, oldukça nazik bir biçimde Ömer’le Muaz’ı eleştirmektedir.
Eğer bu ikinci cümle Peygamberin sözü değilse, Kuran’ı kanla tefsir etmeye çalışan zalimlerin sonradan ekledikleri kızıl bir yalan olmalıdır.
Henüz çalışmadım ama, Kurayza katliamını da aynı kızıl yalancıların işlediğine, o gün öldürülen üç beş kişiyi şişinmek için iki yüze çıkardıklarına ve yalan olduğuna eminim.
***
Çalışma bittikten sonra arkama yaslandım, içimde bir garip hüzün. Göklere çıkardığımız, neredeyse peygamber ilan edeceğimiz Haz. Ömer kan kaybediyor. Sonra eski bir fıkra geliyor aklıma.
Bektaşi ellerini açmış dua etmekte,
- Allah’ım şu fakir kuluna biraz dünyalık ver, ve biraz şarap.
Duyanlar kızmışlar,
- Allah’tan böyle aşağılık şeyler istemeye utanmıyor musun? Baksana herkes ilim irfan, af mağfiret istemekte!
Bektaşi mahzun ellerini açmış,
- Neyleyim, herkes kendinde eksik olanı istiyor.
Nereden mi aklıma geldi?

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş