Şimdi onun bakışında konuşanlar Allah’ın melekleridirler ve Allah’ı övmekteler. Biliyor, konuşan insanlar kendileri bile farkında değiller Allah’a melek olduklarının. Ama onlar bir melek, İbrahim görüyor!
- Bir daha söyle, bir daha!
Artık koyunların, tarlaların ne kıymeti var! Her şey Onun, her şey onların değil mi? ”
Sayın hakim! Şimdi size yukarıda anlattığım ve insanları melekleştiren bu yakıştırmamın gerçek olduğunu, bu konuda Son Peygamberin de böyle düşündüğünü söylesem inanır mısınız? Dava delili olarak lütfen kayıtlara geçsin;
“ Resulallah bir cenaze törenine katılmıştı. Cenazeyi binek hayvanları üzerinde takip eden birkaç kişiyi görünce onlara şöyle dedi;
- Allah’ın melekleri ayakları toz içinde yürüyorken, siz hayvan üstünde olmaktan utanmıyor musunuz?” 2
Esasen, neden sarımsak yemediğini soranlara;
“ Hayır, haram değil ama ben sahibim Cebrail’i rahatsız etmekten çekiniyorum.” 3 demesi de bu nedenle değil miydi?
***
Sayın Hakim, eski kültürlerin Melek ve cin dediği görünmezlik kavramları gerçekte bizim kendi bilgisizliğimizden başka bir şey değildir. Gerçeğe ve bilgiye kapalı bir anlayış Haz. Cebrail’i göremediği gibi, elbette diğer melekleri de göremeyecektir.
Bu anlayış bana göre aynı zamanda Haz. Meryem’in de sırrıdır. Şimdi size Kuran’ın Haz. Meryem hakkındaki anlayışından birkaç ayet aktarmak isterim,
“ Hani İmran’ın karısı şöyle demişti, - Rabb’im, karnımdakini sadece sana adadım, onu benden kabul et. Kuşkusuz sen her şeyi duyan, her şeyi bilensin.
Onu doğurunca şöyle dedi, - Rabb’im onu kız olarak doğurdum ve kız erkek gibi değildir. Adını Meryem koydum. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum.
Allah onu memnuniyetle kabul etti ve güzel bir bitki gibi besleyip büyüttü. Onu Zekeriya’nın korumasına verdi. Zekeriya Mihrapta onun yanına her girdiğinde orada yiyecek bir şeyler bulur ve sorardı, - Meryem bunu sana kim getirdi? Meryem de, - Bu Allah katındandır. Çünkü Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır, derdi. Âli İmran 3/35”
Hayır, zırvaladığımı düşünerek hemen yüzünüzü ekşitmeyin. Kuran’ın bu ayetleri, Hıristiyan halkın dilinde dolaşan anlatımlarla İncil’den yaptığı alıntılardır ve ben bunları sadece bir noktaya dikkatinizi çekmek için aktardım. Açıkça görülüyor ki daha doğmadan Allah’a adanan Meryem, titiz bir dini terbiye altında yetiştirilmiştir. Annesine de benzemiş olacak ki ibadet ve tefekküre yönelmiş, neredeyse mescitte yatar kalkar olmuştur. Öyle ki, İbrahim gibi artık kendisine yiyecek getirenleri bile bir melek olarak görmekte ve her şeyi Allah’tan bilmektedir. Eğer bu böyle olmasaydı ve yiyecekler gerçekten gökten inseydi, aynı Kuran mucizeleri reddeder ve şöyle der miydi?
“ Kendilerine, okunan bir kitap indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Ankebut 29/51”
“ De ki, - Allah’ı tenzih ederim! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? İsra 17/95”
Esasen Meryem’in gökten inen bu sofraları, şimdi bizi olduğu gibi o günlerde İsa’yı da oldukça yormuş olmalıdır ki, önce İncil’de ve daha sonra da Kuran’da vahye konu olmuştur.
“ Havariler demişlerdi ki, - Ey Meryem oğlu İsa! Rabb’in bize gökten bir sofra indirebilir mi? İsa dedi ki, - İnanıyorsanız Allah’tan korkun! Maide 5/112”
Mucizeler yaratmakla görevli olmadığını anlatmaya çalışan Haz. İsa, yine Kuran’da niçin gönderildiğini bakın nasıl izah ediyor,
“ Ben size herkesin bilmediği bilgiler getirdim. Tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Şu halde Allah’tan korkun da dinleyin. Zuhruf 43/63”
Havariler gelip geçti, daha sonra nice insanlar gelip geçti. Ya siz? Gökten indirilen bir sofra da siz ister miydiniz?
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin