Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Efendi dediği az önce karıncaları konuştuğu misafir. Elli yaşlarında görünüyor ve daha önce hiç görmediğim biri. Önce o da reddetmek istediyse de ısrar üzerine cüppeye kollarını uzattı. İşte tam o sırada Dedeye doğru dönüp şöyle mırıldandığını duydum,
- Efendimiz miraçtayken Rabb’imiz de onun için namaz kılıyordu, öyle değil mi efendim?
Dede tebessüm ederek başıyla tasdik etti.
Ne konuşuyorlar acaba? Namazdan kısa bir süre sonra misafir imam izin isteyince Dede de kalktı;
- Biz de izin isteyelim, ancak gideriz.
Çıkarken koridorda kulağıma eğildi;
- Efendi bir Rufai şeyhidir. Sen de unutma, fırsat bulursak bir ara ziyaretine gideriz.
Bir şeyh öyle mi? Hiç sakalsız şeyh görmemiştim. Ev sahibiyle vedalaşırken ona dikkatlice bir daha baktım. Dede söylemese bilemezmişim, dışardan hiç belli olmuyor.
Kapıdan çıkarken efendinin ayakkabılarını alıp düzelttim. Dedenin hürmet ettiğine benim de hürmet etmem lazım, öyle değil mi?
***
O günden bu yana gitmek nasip olmadı ve genç Rufai şeyhini bir daha hiç görmedim. Ancak Dedeye söyledikleri de aklımdan hiç çıkmadı. Çünkü o sözler, miracı anlatan bir anlayışın artık unutulmaya yüz tutmuş sözleridir.
“ Son Peygamber gökyüzünün yedinci katında ve Allah’ın huzuruna girmek üzeredir. Tam o sırada kendisini uyaran bir ses duyar,
- Dur ya Muhammet! Rabb’in senin için namaz kılıyor.
Peygamber daha sonra miracı anlatırken dedi ki,
- Ben o sesi Ebu Bekir’in sesine benzettim.” 1
Evet, şimdi sıra Peygamberin en büyük mucizesi olan miraçta. Bakalım bu en büyük mucize, mucizeler hakkındaki anlayışımı değiştirebilecek mi?
***
Yükselmek anlamındaki uruc kelimesinden türetilen miraç, merdiven demekmiş ve şimdi miraçla ilgili bir hadis aktaracağım. Enes bin Malik, Ebu Zer’den naklen anlatıyor.
Ancak merak ettim, rivayet ettiği 2286 hadis ile en çok hadis rivayet eden yedi sahabenin üçüncüsü olan Enes bin Malik böylesine önemli bir hadisi niçin kendisi bizzat Peygamberden değil de Ebu Zer’den naklen anlatıyor?
Bu soru çok önemli ve cevabını arayacağım. Fakat merak ettiğim bir şey daha var. İslam’ın inşasında başından sonuna kadar Peygamberle birlikte çalışan, daha sonra da ona halife olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali, Peygamberin muavinim dediği Zübeyr, Peygamber sırrının sahibi Huzeyfe, cennetle müjdelenen Said bin Zeyd, Ebu Ubeyde, Zeyd bin Erkam, Talha ve diğerleri! Son Peygamberi ve İslam’ı anlatırken niçin bu kadar suskunlar?
Niçin onların birinden ve bir tane olsun bir mucize dinleyemiyoruz? Vazgeçtim herkesin dilinde dolaşanlardan, bu en büyük mucize hakkında birinin olsun söyleyecek bir kelime sözü yok mudur? Evet, yoktur. Yoksa bilgileri mi yoktur? Yok desem inanır mısınız!
Tecrid-i Sarih’te miracı anlatan iki hadis vardır. Biri Enes bin Malik’ten, diğeri bilinmeyen bir isim, Malik bin Sasaa.
Tecrid-i Sarihi Buhari’den seçerek derleyen Zeynüddin Ahmet bin Zebidi, Malik bin Sasaa hadisinin sonunda şu tavsiyede bulunur.
“ Her iki hadiste, birbirinde olmayan farklılıklar vardır. Her iki hadisi birlikte değerlendiriniz.”
Şimdi tavsiyeye uyuyor ve okumaya başlıyorum.
***
Enes bin Malik anlatıyor;
“ Ebu Zer, Miraç kıssasını Peygamberin şöyle anlattığını söylerdi ;
- Ben Mekke’de iken evimin çatısı yarıldı ve Cebrail indi. Göğsümü yardıktan sonra içini zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve iman ile dopdolu altın bir leğen getirip içindekini göğsümün içine boşalttı ve göğsümü kapadı. Sonra elimden tutup beni semaya doğru çıkardı…” 2

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş