Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Büyük usta kadını takiben namaz bahsine girdiyse de az sonra yorulduğumu hissedip kitabı kapadım. Kaçıncı okuyuşum hatırlamıyorum ama, namazı hâlâ anlamadığımın farkındayım. Bunlar anlaşılması zor karışık işler. Dede geliyor aklıma. Namaz niçin bu kadar önemli acaba? Yoksa benim anlayışım mı hepten kapalı? Muhiddin-i Arabi bile anlatamadığına göre!
Hanımın kanepede uyuyakaldığını ancak masadan kalkınca fark ettim. Saat gece iki olmuş bile. Üşümüştür, üstüne bir battaniye örtmeliyim. Onu örterken aklıma geliyor,
“ Kadınlarınız sizin için bir örtüdür, siz de onlar için bir örtüsünüz. Bakara 2/187 ”
Sonra da Peygamber hakkında söylenen başka bir hadis. Dediklerine göre kapandığı Hira mağarasından dönünce eşi Haz. Hatice’ye şöyle demişmiş;
“- Beni örtünüz, beni örtünüz! ” 4
O sıcağın bağrında niçin üşüyüp titresin de örtünmek istesin? Yoksa gerçekten sadece hasta mıydı?
Ah her şeyi bildiğini zanneden siz büyükler! O örtünün hak ve insan sevgisiyle edinilen bir terbiye olduğunu neden söylemiyorsunuz bir bilsem!
Yoksa,
“ Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar! Müdessir 74/1” ayetini anlamıyor musunuz?
***
Oldukça geç yatmış olmama rağmen bayram sabahı her zamankinden daha erken kalktık. Oğlumla beraber bayram namazına gideceğiz. Gerçi cami yakın ve oldukça büyük ama bayram günleri çok kalabalık oluyor ve eşim bu kış gününde dışarıda kalmamızı istemiyor. Giyinip çıktık. Hanım haklıymış, erken çıkmamıza rağmen yine de geç kalmışız. Bizden önce gelenlerin geri dönüp arka taraftaki müştemilata yöneldiklerini görünce biz de oraya yöneldik. Anlaşılıyor ki cami dolu, boşuna öne gitmemeli. Üç beş kişiyle birlikte caminin arkasına bitişik çalışma odasının en önüne çöktük. Saate baktım, namaza daha yarım saat var.
Oğlum elini cebine atıp annesinin verdiği el örgüsü takkeleri çıkardı. Uzattığı takkeyi başıma geçirirken kendi kendime gülümsedim. Kadınları anladık ta, biz niye örteriz ki başımızı? Baş örtmenin, örtünmekle ilgisi olmayan ve tüm milletlerde görülen çok eski bir gelenek olduğunu biliyorum. Yine Tevrat’tan biliyorum ki o da firavunların sakalı gibi bir bilginin ve bilgeliğin sembolüdür. Tevrat’taki bu hikayeyi buradakiler de biliyor mu acaba?
“ Olayın kahramanları, Son Peygamberin büyükbabam dediği Haz. İbrahim, oğlu İshak ve gelini Rebeka’dır. Haz. İbrahim oğlu İshak evlilik çağına geldiğinde, kardeşi Haz. Lut’un köyünden bir gelin adayı belirler. Kahyasını türlü hediyelerle yüklü bir kervanla o köye gönderir ve münasip bir lisanla kızı istemesini tembih eder. Kahya üç beş gün süren bir yolculuktan sonra köye varır ve kendisini misafir ederler. Kahya kendisini tanıtıp hediyeleri de sunduktan sonra, niyetlerini ve ne maksatla geldiklerini açıklar.
Aile kendi içinde kısa süren bir değerlendirmeden sonra, kızları Rebeka’nın İshak ile evlenmesini uygun görürler. Kahya birkaç gün sonra âdet olduğu üzere gelini de alarak geri dönmek üzere yola çıkar. Yardımcılar, muhafızlar ve kölelerden oluşan kervan, yine günler süren bir yolculuktan sonra kendi köylerine doğru yaklaşırken, kahya karşı tepelerin üzerinden kendilerine doğru yaklaşan birini görür.
Tahmin edeceğiniz gibi bu gelen, günlerdir heyecanla kervanı ve müstakbel eşini bekleyen Haz. İshak’tan başkası değildir ve kahya genç efendisini tanımıştır. İşte o sırada, gelen kimsenin müstakbel eşi olduğunu öğrenen Rebeka birdenbire örtüsünü alır ve örtünür. Tekvin 24/ 50-65”
Bugün Yahudi ismi olduğu için çocuklarımıza ismini vermesek de, o gün Rebeka da kayınpederi Haz. İbrahim gibi Hanif bir Müslüman’dı. Hiç tanımadığı kahyanın, muhafızların ve kölelerin önünde örtünme ihtiyacı duymayan Rebeka bu davranışıyla ne anlatmak istiyor dersiniz?

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş