O zaman anlar ki halkın anlayışı farklıdır. Onlar kendisi gibi okuyamaz, kendisi gibi çalışamaz, kendisi gibi düşünemez. Onlar tarlalarda ter döker, hastalıklarının ne olduğunu bile bilemeden ölürler. Çoğu fakir, çoğu çaresiz! Tanrıya halife olduklarını, tanrı gibi olduklarını bile akıllarına getirmeden kul olduklarını bilirler. Okuma yazma bilmezler, felsefe bilmezler, ama hayrettir Allah’ı bilip secde ederler.
İyi ama Ebu Leheb ve Ebu Cehil de secde etmiyorlar mı? Görünen vekiline küfrettikten sonra görünmeyen Allah’a secde etmenin ne kıymeti var? Demek ki her secde makbul değil, doğru değil mi? Evet doğru, insanı hatırlamadığı sürece secde değersizdir. Secde edenler neye ve niçin secde ettiklerini bilmeli, namaz müminin miracı olmalıdır.
Ve yine o zaman anladı ki secdemiz ancak kendi nefsimizedir, kendi nefislerimizde var olan görünmez Allah’adır. Varlıkta mevcut olan 49 gerçeği kendinde barındıran insan, kendisiyle birlikte 50’ye ulaşan bu gerçekleri görmeli, bu gerçeklere secde etmelidir. Bu elli gerçek, miraçta farz olan elli namaz demekti.
Elli gerçek! Önce Yahudiler geliyor aklına, sonra da bunları ben mi doğurdum diye feryat eden kardeşi Haz. Musa. Haklı, asla başaramazlar. Kırk olmaz mı? Evet, Allah affedicidir.
Gerçekte o da fazla, ya otuz? Olur.
Belki yapamazlar, yirmi olsa? Peki.
Yoksa yirmide mi fazla? Haklısın, on olsun bari.
Fakat yine de bir endişe, ya onu da yapamazlarsa?
“ Eğer anlayabilirlerse bu beş namaz da elli namaz gibidir.” 8
Beş vakit namaz gerçeği anlamak demektir ve namaz artık farz olmuştur. Anlayanlar için elli, anlamayanlar için beş! Anlayanlar için namazın vakti yoktur ama, Haz. Cebrail anlamayanlar için beş vakit göstermektedir.
Peygamber, insanı gizleyen ve insanlığı gösteren Kabe’nin anlamını o gün çok daha iyi anlar. Belki de Haz. İbrahim’i miracın en yüksek noktası olan yedinci gökte görmesi de bu nedenledir.
***
Son Peygamber gördüklerinin gerçekliğinden emindir ve kendisini uyaran Haz. Ebu Bekir’in sesine dönüp hayranlıkla şöyle der,
“ Ettehiyyatü Lillâhi… Bütün ibadet ve iyilikler Allah içindir.”
Peygamber gerçeklerden haber veren demektir ve Haz. Ebu Bekir çok sevdiği dostunun gerçekten peygamber olduğunu bilir. Bilir çünkü, tüm söyledikleri gerçektir. Onu övmek, ona dua etmek ister.
“ Esselâmü aleyke ya eyyühennebiyyu… Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun.”
Peygamber dostuna bakar, artık Ebu Bekir yoktur! Evet ses onun sesi ama, sanki Allah’ın sesi gibi! Zaten Onun sesi başka nereden gelir ki? Peygamber, Rabb’inin bir insanla kendisine selam verdiğini duyuyor.
Evet ama yalnız olur mu? Gönül sevdiğinden ayrı düşerse cennet neye yarar? Gelen sesin perde arkasında durana yakarır,
“ Esselâmü aleynâ… Bu selam, diğer sevgili kullarının üzerine de olsun.”
Haz. Ebu Bekir bayılacak gibi olur. Son Peygamberin kendisini nerelere çıkardığını anlamıştır ve Peygamberin içinde olduğu derin sarhoşluk şimdi kendisini sarmaktadır. Durmaksızın atılır,
“ Eşhedüenlâilâhe illallah… İnandım ki Allah birdir, inandım ki Muhammet Onun kulu ve resulüdür.”
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin