Bütün taşlar birbirine benziyordu. Sonunda taşı boyuna bölmeye karar verdi. Önce murçla iki üç iz açtı. Sonra balyozu aldı ve izlerin üzerine vurdu. Taş kırılmıştı, ancak boyuna değil, enine. İki parça halinde kenara atıp başka bir taş getirtti. Sonuç yine aynıydı. Tam işçilerinden başka bir taş daha istemişti ki vazgeçti ve Ali ustayı çağırmalarını söyledi.
Ali usta namazda imiş, sakallarını tutarak geldi. Kalfa problemi ve ne yapmak istediğini anlattı. Taşı boyuna kırmaktan başka bir çare olmadığına o da kanaat getirince, kalfaya yeni bir taş getirmesini ve ona izler açmasını söyledi. Söyledikleri yapıldıktan sonra balyoz elinde, ata biner gibi taşı bacaklarının arasına aldı. Hepimiz hayretle seyrediyorduk. Ve sonra hiç akla gelmeyecek bir yerden, alnından hafifçe vurdu. Tık diye bir ses işittik, hepsi o kadar. Taş, bıçakla kesilmiş gibi boyuna iki parça olarak ayrılmış önümüzde duruyordu. Hepimiz çok şaşırmıştık. Ali ustaya bu işin nasıl olduğunu sordum,
- Taşın damarları o yöndeydi! diyerek cevapladı.
O bir peygamber değildi ama, ben sanki bir mucizeyi seyretmiş gibiydim.
Neyse, biz şimdi Haz. Cabire geri dönelim ve hadisin devamını dinleyelim;
“ Sonra ben Peygamberin huzuruna varıp, - Ya resûlullah, eve kadar gitmeme izin veriniz, dedim. Eve gelince, eşim Mesut kızı Süheyle’ye, - Evde yiyecek bir şeyler var mı? Herkes çok aç! dedim. Eşim, - Biraz arpa ile bir keçi oğlağı var, dedi. Hemen oğlağı kesip, arpayı öğüttüm. Ekmeği ve eti fırına koyup, pişmeye dönünce Peygambere geldim, - Ya Resûlullah! Yiyecek bir şeyler hazırladık, birkaç kişi ile teşrif buyursanız, dedim. Peygamber, - Bizim için ne hazırladın? diye sordu. Ben de bildirdim. Bunun üzerine, - Hem çok, hem de güzelmiş! Eşine söyle, ben gelinceye kadar ekmeği ve eti fırından çıkarmasın, buyurdu. Sonra orada bulunanlara dönüp, - Cabir bizi yemeğe davet ediyor, dedi. Yemeğin yetmeyeceği endişesi ve telaşı içinde eve dönünce eşime, - Peygamber hendekte çalışan herkesle birlikte geliyor! dedim. Eşim, -Peygamber ne hazırladığımızı sordu mu? dedi. Ben de, - Evet sordu , dedim. Eşim, - Madem ki biz olanı bildirdik, gerisini Allah ve Resulü bilir, dedi. Peygamber hendekte çalışanlarla birlikte evimize gelince, kendi eliyle fırını açıp ekmeği ve eti dağıtmaya başladı. Nihayet herkes doydu. Et ve ekmekten bir hayli de arttı. Peygamber eşime, - Bu kalandan sen de yersin ve komşulara da dağıtırsın, buyurdu.”
Hadislerde davete gelenlerin kaç kişi olduğu bildirilmiyor. Fakat tahmin etmek çok zor olmasa gerek. 1000 kişilik ordu on ayrı yerde nöbetleşe hendek kazmaktadır ve o sırada yarısı istirahattadır. Geri kalan 500 kişi hendeklere dağılmış, her hendeğin başında yaklaşık 50 kişi çalışıyor. Ve yedikleri, bir oğlakla bir kile arpa unundan ekmek. Kile, şimdiki ölçüyle 3120 gr. bir ağırlık ölçüsü. Bu kadar undan, şimdikiler gibi kaç ekmek çıkar?
Bu günlerde şehir ekmekleri 320 gr. kadar zannederim. Bu hesapla, ortada 10 ekmek var demektir. Yani bir kişi yarım ekmek yese 20 kişi, ayak üstü atıştırılan sandviçler gibi çeyrek ekmek yese 40 kişi doyabilir. Yine irice bir oğlak ortalama 30 kg. kadar gelir. Yenilemeyen kemik, tırnak, deri gibi kısımlarını çıkarırsanız, yaklaşık 20 kg. yenebilecek et, yağ ve sakatat kalır. Bir kişiye yarım kilo hesabiyle kırk kişiyi, 200 gr. hesabiyle 100 kişiyi doyurabilirsiniz? Esasen hadiste bütün ordunun orada olduğu da söylenmiyor değil mi?
Hâlâ konuşulur mu, ya da var mıdır bilmem. Eskiden, bir oturuşta iki okka ekmekle bir kuzu yiyen pehlivanlar olduğundan bahsedilirdi. Fakat o günlerde Müslümanların pehlivanlığı yemekle değilmiş.
17 yaşındaki Haz. Cabirin matematiğinin çok kuvvetli olmadığını görmüştük. Şayet bu hadisi bu şekliyle kendisi anlatmışsa, anlıyorum ki hesabı yine iyi yapamamıştır ve İslam’ın yemek konusundaki anlayışını henüz kavramış değildir. Yok, kendisi böyle anlatmamış da anlatanlar tarafından bu hale getirilmiş ise, anlatanların maksadı belli olmuş demektir. İşte anlatılmak istenirken çarpıtılan gerçek!
“ Peygamber şöyle buyurdu, - Çok yemeyiniz! Mümin yaşamak için yer. Karnını tıka basa dolduran kafirdir.” 22
“ İki kişinin yemeği üç, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter.” 23
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin