Aslında bu mucizeyi, süslerinden biraz arındırarak okumak kaydıyla başka bir mucize yeterince açıklamaktadır.
“ Seleme bin Ekva anlatıyor,
Hevazin seferinde yiyeceğimiz kalmamıştı. Bunun üzerine bazıları, develerini kesip yemek üzere Peygamberden izin istediler. Peygamber izin verdi ise de bunu duyan Ömer geldi ve, - Ey Allah’ın Resûlü! Develeri gittikten sonra, bu çölde bunların hiçbiri sağ kalamaz, dedi. Peygamber Ömer’e, - Şu halde orduya ilan et, herkes yanında ne kaldıysa ortaya getirsin, buyurdu. Deriden bir örtü yayıldı. Herkes yanında kalanı getirip buna koydu. Sonra herkese yetebilecek miktarda yeniden dağıtıldı. Buna rağmen yine de bir miktar yiyecek arttı ve Peygamber bu manzara karşısında gülümsedi.” 24
Sanırım yiyeceklerle ilgili mucizelerin sırrı anlaşılmıştır. Az yemek ve paylaşmak!
Nitekim Cabir bu gerçeği o gün anlamamış olsa bile, üç beş yıl sonra Ebu Ubeyde bin Cerrah Komutasındaki bir seferde derinden hissetmiş ve çok daha iyi anlamıştır.
Kendisi anlatıyor;
“ Peygamber deniz tarafına bir harekat hazırlamış ve üç yüz kişilik bu kuvvete Ebu Ubeyde’yi komutan tayin etmişti. Yolun bir yerinde yiyeceğimiz bitti. Bunun üzerine Ebu Ubeyde herkesin yanında kalanı getirmesini emretti. Toplanan erzak iki dağarcık hurmadan ibaretti. Ebu Ubeyde bu hurmaları aldı ve her gün azar azar vererek bizi geçindirmeye başladı. Nihayet öyle oldu ki, herkesin payına günde birer hurma düşmeye başladı.
Tam bu sırada Cabiri dinlemekte olan Vehb bin Keysan sorar,
- Günde bir hurma size nasıl yeterdi?
- Sen ne diyorsun! Daha sonra onu bile arar olduk. Derken, aç bir halde deniz kıyısına varmıştık ki, sahile vurmuş dağ gibi bir balık bulduk. On sekiz gün o balığı yedik.” 25
Ebu Ubeyde’ye ve askerlerine dikkat ettiniz mi? Peygamberden uzakta, Ondan öğrendikleriyle Cabir’in evindekine benzer yeni bir mucize yaratmaktadırlar ve artık Cabir de onlardan biridir.
***
Çok bekledik, artık Peygamberin bize söz verdiği büyük mucizeyi seyretmeye başlayabiliriz.
Yıl 630, Hendek savaşından üç yıl kadar sonra. Bir yıl önce Mute’de yüz bin kişilik güçlü bir ordu ile geldiği halde, üç beş bin kişilik Müslüman orduyu geçemeyen Bizans imparatorluğunun çok kuvvetli bir ordu ile Şam üzerinden Medine’ye doğru hareket etmek üzere olduğu konuşulmaktadır. Peygamber süratle ordusunu toplar ve Şam yönüne doğru yola çıkar. Bu onun son seferidir. Meyvelerin olgunlaştığı oldukça sıcak bir mevsime rastladığından çok güçlük çekildiği, bu sefere bu nedenle Tebuk (Güçlük) seferi denildiği söylenir.
“ Ebu Humeyd-i Saidi anlatıyor,
Tebuk seferinde biz de Peygamberle birlikte idik. Kura vadisine geldiğimizde, kendi hurma bahçesinde çalışan bir kadına tesadüf ettik. Peygamber yanındakilere,
- Şu bahçedeki hurmayı tahmin ediniz, buyurdu. Hepimiz bir tahminde bulunduk. Peygamber de on vesk tahmin buyurdu. Sonra bahçe sahibi kadına,
- Toplarken buradan ne kadar hurma çıktığını say! dedi. Dönüşte yine Kura vadisine gelince, Peygamber bahçe sahibi kadına,
- Bahçenden ne kadar hurma geldi? diye sordu. Kadın,
- Sizin tahmin ettiğiniz gibi on vesk geldi, dedi.” 26
Cabir’in anlattığından daha büyük bir mucize göreceğiz demiştim, gördük. Yoksa siz arkada kaldınız, göremediniz mi?
Hiçbir şeyi saklamadığı ve kimseyi aldatmadığı söylenen Son Peygamberi anlamaya çalışıyordum ve bu hadisle onu biraz daha yakından tanımış oldum. Görüyorsunuz ki, Peygamber olanca telaşına rağmen Cabir’in bahçesinden yayılan mucizeyi gerçeğe çekmeye çalışmakta, insanlara aklın ve bilimin önemini anlatmaya çalışmaktadır.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin