Dikkat edilirse, özellikle de son rivayetin diğerlerinden daha da karışık ve abartılı olduğu kolayca fark edilebilir. Örneğin, borcun erteletilmesi konusunda inatçı bir bezirgan tavrıyla dönüp dönüp alacaklılara ısrar etmesi Peygamberin bilinen yapısına yakıştırılamaz. Yine günün erken bir saatinde, bana bir döşek ser diyerek birlikte geldiği arkadaşlarını ve alacaklıları bir kenarda bırakıp uykuya dalması da kolay kolay kabul edilemez. Keza Cabirin çok ilgisiz bir anda kalkıp Peygambere bir avuç yaş, yani taze hurma getirmesi de anlaşılır gibi değildir.
Ancak en çok hadis rivayet eden altı sahabeden biri olan Haz. Cabir biraz daha yakından tanınır ve iki hadisi daha hatırlanırsa aranan gerçeğe yaklaşılmış, rivayet edenlerin hadisleri karıştırmış oldukları fark edilir.
İşte söz ettiğim hadis ve Cabir’in Peygambere getirdiği taze hurma!
“ Cabir bin Abdullah’tan şöyle rivayet edilmiştir.
Peygamber, olgunlaştığı belli oluncaya kadar ağaç üstündeki yaş meyveyi satmayı yasakladı.” 11
Cabir’in ne demek istediğini ise Zeyd bin Sabit açıklıyor.
“ Peygamberin zamanında bazı kimseler, henüz olgunlaşmamış ham hurmaları tahmini olarak ağaç üstünde alır satarlardı. Hurma olgunlaşıp toplanacağı zaman da, hastalık geldi, ermeden döküldü vs. gibi bahanelerle münakaşa edip kavga çıkarırlardı. Bunun üzerine Peygamber, - Madem ki siz bu türlü bir alış verişten dolayı kavga ediyorsunuz, şu halde olgunlaşıncaya kadar hurmayı satmayınız! buyurdu. Peygamberin bu sözü sohbet mahiyetinde olup, bu nedenle çıkan kavgaların çokluğuna ve çirkinliğine işaret etmek istemişti.” 12
Cabire yaş hurma getirten unutkanların ne yaptığını anladınız değil mi? Öyle anlaşılıyor ki, anlatırken mucizeleştirmişler ve karıştırmışlardır.
Ya çardaktaki döşek? Bakalım nerede seriliymiş!
“ Cabir bin Abdullah’tan naklen anlatılıyor.
Cabir evlendikten sonra bir gün Peygamber,
- Cabir! Kenarı saçaklı oda minderleriniz var mı? diye sordu. Cabir, - Bizde öyle minder nereden olacak! diye cevap verdi. Peygamber, - Fakat yemin edebilirim ki, yakında sizin öyle süslü minderleriniz olacaktır, buyurdu. Ve mucize olarak hakikaten ağır ve süslü ev eşyaları oldu. Cabir derdi ki,
Ben kadınıma, şu süslü minderleri gözümün önünden kaldır derdim de o da bana, Peygamber, yakında sizin süslü oda minderleriniz olacaktır buyurmadı mı, derdi. Bende bu mefruşatı yerinde bırakırdım.” 13
Bu hadisle çardağa serdirilen minderlerin nedeni de anlaşılmış gibidir. Peygamberin bir tek cümlesinden mucizeler yaratan iman sahipleri, Cabir’in yanında bakıp büyüttüğü altı kız kardeşi olduğunu, kızların böyle süslü çeyizlerle gelin gittiklerini, böyle bir tahminde bulunmak için kehanete gerek olmadığını unutmuş gibidirler.
Evet ama, cennete gitmekten başka bir amaçları olmayan bu insanların bir Ömer ya da Ali düzeyinde olmalarını da beklememeliydim öyle değil mi? Hal böyle olunca, milyonlarca sözcük ve yüz binlerce hatıra barındıran Müslümanların hadisleri karıştırmış olmalarını yadırgama hakkım yok.
Anladım, halk suçsuzdur. Peki ya Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace ve diğerleri! Aynı hadiseyi beş kere, sekiz kere tekrar ederlerken bilmezler miydi ki mucize bile olsalar hadiselerin gerçeği tektir. Şüphesiz ki bilirlerdi. Peki niçin duyduklarını akıl süzgecinden geçirmemişler?
Çok sonraları anladım ki, onlar tek bir inci tanesi için yüzlerce istiridye toplayan uzak doğu dalgıçlarına benziyorlar. Örneğin, Buhariden beş ayrı hadis dinledik. En çok yadırgadığımız hadiste gizlenen inciyi fark ettiniz mi? O inci, gerçeğe daha yakın ifade edildikleri halde diğer dört hadiste bulunmayan şu cümledir,
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin