Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Yuşa tepesinden döndükten sonra aylar geçti. Bir hafta sonu öğle vakti, Dedeyle birlikte çevre yolundan Eyüp Sultana gidiyoruz. Topkapı sapağını geçer geçmez sağ tarafımızdaki eski bir mescidi işaret etti,
- Bu mescidin adı Takkeci mescididir. Hikayesini biliyor musun?
Arabanın gürültüsünü kesmek için ayağımı gazdan çekip hızımı azalttım;
“ Vaktiyle Koca Mustafa Paşada yaşayan fakir bir takkeci varmış. Bir gece bir rüya görmüş. Rüyasında bir ses şöyle diyormuş,
- Bağdat’a git. Eski mahalledeki Asmalı kahveyi bul. Sonra o asmadan bir salkım üzüm ye, zengin olacaksın.
Adam sabah olunca işine gücüne dalmış, unutmuş gitmiş. Birkaç gün sonra aynı rüyayı bir daha görmüş,
- Bağdat’a git! Asmalı kahveye.
Adam hayırdır inşallah demiş ama yine unutmuş. Birkaç gün sonra yine aynı rüya.
- Bağdat’a git!
Nihayet bir gün dayanamamış, çoluk çocuğuyla vedalaşıp Bağdat’a doğru yollara düşmüş. At sırtında aylar süren yorucu bir yolculuktan sonra Bağdat’a varmış. Önce eski mahalleyi sormuş, sonra da Asmalı kahveyi. Gerçekten öyle bir mahalle de, öyle bir kahve de varmış. Adam kahveyi bulunca selam verip çardağın altındaki sedirin bir kenarına oturmuş. Az sonra kahveci çayını getirince sohbet etmeye başlamışlar. Yolcu ta İstanbul’dan geldiğini söylemeye utanmış ama, yine de açık yüreklilikle rüyasını anlatmış. Sözünü bitirince kahveci gülmüş ve şöyle demiş,
- Kusura bakma ama sen de epey safmışsın. Bana da üç yıldır rüyamda; İstanbul’a git, Koca Mustafa paşada takkeci falanı bul, onun evinin karşısındaki falanca yeri kaz, zengin olacaksın diyorlar. Hiç olacak şey mi?
Adam başka hiçbir şey söylemeden kalkıp geri dönmüş. Bu camiyi evinin yanında bulduğu altınlarla yaptırdığı söylenir.”
Dede susunca arabaya gaz verdim. Sıradan bir yolculuk hikayesi mi, yoksa anlatmak istediği bir şey mi var?
Aklımdan Yuşa tepesine çağırılan şeyh Yahya efendi geçiyor, demek ki bunlar Allah’ın sevgili kulu. Dede de böyle rüyalar görebiliyor mu acaba? Hem neden bu rüyalar iki değil de hep üç gün görülüyor?
Bütün bunlar bilime ters ve bana yabancı.
Eyüp Sultana yaklaşırken düşüncelerimden sıyrıldım. Hayır, yorum yok, vesvese yasak! Sana bir şey anlattılar, ister inanırsın ister inanmazsın.
İyi de, ya aradığım Allah rüyaların içinde saklanıyorsa?
Düşünmemeye çalışsam da, rüyaların esrarlı havasından sonraki günlerde de kendimi kurtaramadım. Önemsiz olsa çevremdeki bu kadar insan anlatır durur mu? Hadi onlar anlatıyor, Dede dinleyip yorumlar, iki de bir Haz. Yusuf’un rüyasını misal getirir mi? Keşke ben de anlatmaya değer bir rüya görebilseydim!
Şimdi unuttum ama nihayet bir gün gördüm, hem de oldukça enteresan. İlk karşılaşmamızı zor bekledim,
- Dede geçenlerde bir rüya gördüm!
Birdenbire yüzünü ekşitip sert bir sesle sordu,
- Ne gördün?
Çok garip! Rüya görmemden adeta rahatsız olmuş gibi. Yoksa ayıp bir şey mi yaptım? Sıkıldım, neredeyse rüyayı unutacağım. Zoraki anlattım. Soğuk bir sesle;
- Bunun bir anlamı yok, dedi. Bazı rüyalar bizim kendi hayallerimizdir.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş