Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Dönerken düşünüyorum. Dede niçin bana başkalarına davrandığı gibi davranmıyor?
Nedenini yıllar sonra anladım. Nun, yani “insan ve akıl” anlayışının savunucularından şeyh Yahya efendiyi anladıktan sonra!
Galiba iki denizde olduğu gibi, rüyaların anlamını da başka yerlerde aramam gerekiyor.
***
Biliyor musunuz, rüyalar konusunda en çok tanınan peygamber Haz. Yusuf olmasına rağmen, kutsal kitaplara geçen ilk rüyanın sahibi Haz. İbrahim’dir.
Haz. İbrahim’in çocuğu olmamaktadır. Karısı Sara’nın da uygun görmesi üzerine cariyesi Hacer’i eş olarak alır ve ondan bir oğlu olur. Adını İsmail koyarlar. Bir zaman sonra melekler gelip, Sara’dan doğacak bir evlat daha müjdelerler. Oldukça yaşlanmış olmalarına rağmen gerçekten bir oğulları daha olur. Onun adını da İshak koyarlar. Ancak bir süre sonra Sara ile Hacer arasında kıskançlıktan kaynaklanan geçimsizlikler başlar. Haz. İbrahim, karısı Sara’nın ısrarı üzerine Hacer ve İsmail’i evden ayırıp çöldeki bir vadiye yerleştirir. Bu vadi, Kuran’a göre Mekke, Tevrat’a göre Beerseba çölüdür. İşte o günlerin birinde Haz. İbrahim bir rüya görür. Hem de üç gece üst üste. Rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmektedir. Bunun Tanrıdan gelen bir emir olduğuna inanarak oğlunu kurban etmek ister. Ne var ki bu bir sınav olduğu için Tanrı oğlunun yerine bir koç gönderir ve kurban gerçekleşmez. Kuran’da bu kurbanın hangi oğlu olduğu bildirilmemesine rağmen, Tevrat İshak olduğunu bildirir ve bazı önemli İslam âlimleri de İshak olduğunu kabul ederler.
Kuran bu hikayeyi şöyle anlatır,
“ Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince İbrahim dedi ki, - Ey oğlum, rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Sen bu işe ne dersin?
– Ey babacığım dedi, sana emredileni yap. Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın. Böylece ikisi de teslim olup İbrahim oğlunu yan yatırınca, biz şöyle seslendik, - Ey İbrahim! Sen rüyayı gerçekleştirdin. Güzel iş işleyenleri işte biz böyle ödüllendiririz. Şüphesiz bu açık bir imtihandı. Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Sonradan geleceklere onu hatırlatacak bir hatıra bıraktık. Selam olsun İbrahim’e! Saffat 37/102”
Müslümanların binlerce yıldır yaşatmaya çalıştıkları kurban ibadetinin temeli, Haz. İbrahim’in işte bu hatırasıdır.
İki çocuğumuz var ve bir gün ben de kendime sordum; Haz. İbrahim gibi üç gün üst üste aynı rüyayı görseydin, sen de oğlunu kurban edebilir miydin? İçimden bir ses saçmaladığımı söylüyordu. Sonra aynı soruyu eşime de sordum, cevabı aynıydı;
- Saçmalama! Değil üç gün, üç bin yıl her gece görsem bile asla!
Peki ama bizim gibi sıradan insanların bile saçmalık saydığı bir konuda, nasıl olur da bir peygamber biricik oğlunu kesmeye kalkar?
Hem de çok merhametli biri olduğu halde,
“ İbrahim gerçekten yufka yürekli bir insandı. Herkes için ah edip içini çeken, yalvarıp yakaran bir insan! Hud 11/75”
İnsanın kutsallığı üzerine Kabe’yi inşa eden böylesine yufka yürekli bir insan nasıl böyle bir işe kalkar? Üstelik de,
“ İhtiyar yaşımda bana İsmail ve İshakı bağışlayan Allah’a hamt olsun. İbrahim 14/39 ” ayetinde anlatıldığı gibi kurban etmek istediği evladına çok ileri bir yaşta kavuşmuşken! Üstelik de onu kendisine bizzat,
“ Bunun üzerine ona İshak’ı müjdeledik. Hud 11/71” diyen Allah hediye etmişken!
Hayır! Toplumlara önderlik eden bir insanın davranışları böylesine ölçüsüz olmamalı, bu hikayenin başka bir yorumu olmalıdır. Kuran’ın anlattığı kurban gerçeğinin yeterince doğru anlaşılmadığını, daha doğrusu kurban hakkındaki doğru anlayışın kaybedildiğini düşünüyorum. Bu nedenle Haz. İbrahim ve kurban konusunu daha sonra tekrar geri dönmek üzere burada bırakıyor, Son Peygambere ve onun rüyalar hakkındaki anlayışına geçiyorum.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş