Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Bu sözden, peygamberliğin artık rüyalarla devam ettiğini düşünmek ve gördüğümüz her iyi rüya ile Peygamberin kırk altıda biri kadar vahiy aldığımız sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Çünkü böyle bir düşünce bizim gördüğümüz rüyaları da vahiy mertebesine yükseltir ki çok tehlikelidir. Böyle düşünen bazıları peygamber olduklarını bile zannedebilirler. Oysa ki peygamberlik Onunla bitmiştir. Artık hiç kimse Onun ne gördüğünü bilemez ve Onun gördüğünü de göremez. Bunun böyle bilinmesini özellikle hatırlatırız.”
Salih rüyanın nasıl bir rüya olduğunu hâlâ anlamış değilim. Peygamberin gördüğü diğer rüyaları okusam anlar mıyım acaba?
“ Peygamber sık sık, sizden bir rüya gören yok mu, diye sorardı. Eğer varsa, görenler anlatırlardı. Bir sabah yine sordu,
- Sizden bir rüya gören yok mu? Kendisine,
- Bizden kimse bir şey görmedi! dediler. Bunun üzerine,
- Ama ben gördüm, dedi ve anlattı;
- Bu gece bana iki kişi gelip haydi yürü! dediler. Yürüdüm. Yerde yatan bir adamın yanına geldik. Başucunda, elinde kaya bulunan bir adam duruyordu. Adam bu kayayı yerde yatanın başına indirip onunla başını yarıyor, taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam gidip taşı alıyor, ama yerdekinin başı eskisi gibi iyileşinceye kadar vurmuyordu. İyileştikten sonra tekrar indiriyor, ve tekrar iyileşmesini bekliyordu. Beni getirenlere,
- Bu nedir? dedim. Dinlemeyip,
- Yürü, yürü! dediler. Yürüdük. Sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında, elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Kancayı adamın yüzüne takıp yüzünün yarısını ensesine kadar soyuyordu. Burnu, gözü enseye kadar soyuluyordu. Sonra öbür tarafına geçip, aynı şekilde yüzünün diğer yarısını soyuyordu. Bu da diğeri gibi, adamın yüzü derileri iyileşinceye kadar bekliyor, sonra tekrar yüzmeye başlıyordu. Ben burada da, - Bu nedir? dedim. Cevap vermeyip,
- Yürü, yürü! dediler. Tekrar yürüdük. Fırın gibi bir yere geldik. İçinden birtakım gürültüler, sesler geliyordu. Gördük ki, içinde bir kısım çıplak kadınlar ve erkekler var. Aşağı taraflarından bir alev yükselip onları yalıyordu. Bu alev onlara ulaşınca çığlık koparıyorlardı. Ben yine dayanamayıp,
- Bunlar kimdir? diye sordum. Yine cevap vermeyip,
- Yürü, yürü! dediler. Yine yürüdük. Kan gibi kırmızı bir nehir kenarına geldik. Nehirde yüzen bir adam vardı. Nehir kenarında da yanında bir çok taş bulunan bir adam duruyordu. Adam yüzerek kıyıya doğru yanaşınca yanında taşlar bulunan kıyıdaki adam geliyor, öbürü ağzını açıyor bu da ona bir taş atıp kovalıyordu. Adam bir müddet yüzdükten sonra geri dönüp adama doğru yine yaklaşıyordu. Her dönüşünde ağzını açıyor, kıyıdaki de ona bir taş atıyordu. Ben yine dayanamayıp,
- Bu nedir? diye sordum. Cevap vermeyip yine,
- Yürü, yürü! dediler. Beraberce yine yürüdük. Çok çirkin görünüşlü bir adamın yanına geldik. Böylesi çirkin kimse görülmemiştir. Bunun yanında bir ateş vardı. Adam ateşi tutuşturup etrafında dönüyordu. Ben yine, - Bu nedir? diye sordum. Cevap vermeyi,
- Yürü, yürü! dediler. Beraberce yürüdük. İçinde kocaman ağaçlar olan çiçekli bir bahçeye geldik. Bahçenin içinde çok uzun boylu bir adam vardı. Semaya yükselen başını neredeyse göremiyordum. Etrafında çok sayıda çocuklar vardı. Ben yine,
- Bunlar kimdir? dedim. Cevap vermeyip,
- Yürü, yürü! dediler. Yine yürüdük. Ulu bir ağacın yanına geldik. Ne bundan daha büyük, ne de bundan daha güzel bir ağaç hiç görmedim. Arkadaşlarım,
- Ağaca çık! dediler. Beraberce çıkmaya başladık. Altın ve gümüş tuğlalarla yapılmış bir şehre doğru yükselmeye başladık. Derken şehrin kapısına geldik. Kapıyı çalıp açmalarını istedik. Açtılar ve beraberce girdik. Bizi bir kısım insanlar karşıladı. Bunlar yaratılışça bir yarısı çok güzel, diğer yarısı da çok çirkin kimselerdi. Sanki böylesine güzellik, böylesine çirkinlik görmemişsindir. Arkadaşlarım onlara,
- Gidin şu nehirde yıkanın! dediler. Meğerse orada açıkta bir nehir varmış. Suyu sanki süt gibi, bembeyaz. Gidip içine dalıp çıktılar. Çirkinlikleri tamamen gitmiş olarak geri geldiler. İki tarafları da en güzel şekli almıştı. Beni dolaştıran arkadaşlarım açıkladılar, - Bu gördüğün, Adn cennetidir. Şu da senin makamındır. Gözümü çevirip baktım. Bu bir saraydı, tıpkı beyaz bir bulut gibi.
- Beni gezdirin, içine bir gireyim! dedim.
- Şimdilik hayır! Ama mutlaka gireceksin, dediler. Ben,
- Geceden beri acayip şeyler gördüm, neydi bunlar? diye sordum. - Sana anlatacağız, dediler ve anlattılar,

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş