Tanrıyla bütünleşmek amacıyla yapılan bu törenlerin eski çağlardaki en değerli kurbanı insandı. İnsan, bazen kefaret bazen de bereket amacı ile kurban ediliyordu ve tarihte çeşitli örnekleri vardır.
Afrika’daki bazı bölgelerde, ölenlerin kölelerinden bazıları ölenle birlikte canlı olarak, veya öldürülerek efendilerinin altına gömülürlerdi. Fon kabilesi krallarının ölümü dolayısıyla çok gösterişli insan kurban etme törenleri düzenlerlerdi. Asantiler de, turfanda şenliklerinde genellikle suçluları ve köleleri kurban ederlerdi.
Keza Peru ve Kuzey Amerika’daki bazı yerli kabileleri arasında da insan kurban edildiği biliniyor. Meksika’daki Aztek kültüründe de güneşin insanla beslendiğine inanılır ve her yıl yapılan mısır şenliklerinde binlerce insan kurban edilirdi. Bu tür toplu kurbanlar İnka kültüründe de olmakla birlikte, kralların tahta çıkışıyla sınırlıydı.
Hindistan’da Vedalar döneminde, Tanrıça Kali’nin müritleri her cuma akşamı bir erkek çocuk kurban ederlerdi. İnsan kurban etme geleneği, Japonya’da da vardı ve orta çağın başlarına dek sürdü. Çin’de de krallar maiyetleri ile birlikte gömülürlerdi ve bu gelenek 17. yüzyıla kadar aralıklarla devam etti.
Arkeolojik kazılar, aynı geleneğin Mısır ve Ortadoğu’da da mevcut olduğunu gösterdi. Eski Asur’da ve İsrail oğullarında bazen erkek çocukların yakılarak kurban edildiği bilinmektedir.” 14
Kurban hakkındaki bu alıntılardan öğrendiğim şu ki, Haz. İbrahim insanın kurban edildiği o kabus dolu günleri yaşamıştır. Hem de geceleri rüyalarına girecek kadar. Peki, oğlu İshak’ı gerçekten kurban etmek istemiş miydi? Bakalım istemiş mi, isteyebilir mi? Bu önemli sorunun cevabını Kuran ve Tevrat birlikte veriyorlar. Önce Kuran cevaplıyor,
“ Allah’a ortak koştukları putlar, sapıtanlardan bir çoğuna öz evlatlarını bile öldürmeyi güzel göstermiştir ki, hem onları yok etsinler hem de dinlerini karmakarışık bir hâle getirsinler. Enam 6/137”
Bu da Tevrat’ın cevabı,
“ Bu milletler ilahlarına nasıl kulluk ediyorlar? Sakın sen öyle yapma! Çünkü onlar Rabb’in nefret ettiği mekruh bir şeyi yapar, ilahları için, oğullarını ve kızlarını bile ateşte yakarlar. Tesniye 12/31”
Haz. İbrahim’in oğlunu gerçekten kesmek üzere olduğuna inananlara hayret ediyorum. Halk okumadığı için anlatılanlara inanıyor olabilir, peki ya okuyanlara, bilmesi lazım gelenlere ne demeli?
Muhiddin-i Arabi’nin de buna inananlardan biri olduğunu öğrendiğimde doğrusu çok şaşırmıştım. Fusüs’ül Hikem’in rüyalar konusunu işlediği İshak bölümünde şöyle diyor;
“ Rüyalar bir hayal alemidir ve çeşitli şekillerde belirirler. Bu nedenledir ki hayal aleminde beliren bir şekil, gerçek âlemde ona tekabül eden başka bir şekil ile tabire muhtaçtır. Tabir, görünen hayali başka manalarla açıklamak demektir. Allah, işte bu açık bir imtihandır diyerek İbrahim’in tabir ilmini bilip bilmediğini sınamıştı. İbrahim ise rüyasını tabir etmeyi bilemedi ve gördüğü hayali gerçek sanarak oğlunu kesmeye kalktı. Halbuki hayal aleminde oğlu olarak gördüğü şey, Allah katında bir koç idi.” 15
Hayır Usta! Ustam bile olsan bu görüşlerine katılamam. Haz. İbrahim’in; Ey oğlum rüyamda seni kestiğimi görüyorum derken, “ Ey oğul, insanların evlatlarını kurban ettiğini görüyorum. Bu bir rüya olmalı! ” demek istediğini duyar gibiyim.
Uzun zamandır tartışılan bu konuda, bir açık oturumda dinlediğim Sn. Hüseyin Hatemi’nin düşüncelerine katılıyorum. Haz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban mahalline götürürken her şeyi baştan planladığını, yardımcılarının besili bir koçu çalılığın ardında bekletmekte olduklarını hayal ediyorum. Gökyüzünden indirilen bu koçun, Haz. İbrahim’in anlayışına indirilen bir koç düşüncesi olduğundan hiç şüphem yok.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin