Orada hazır bulunan Müslümanlar da Allah’ın Peygamberine vahiy ettiğini tasdik ettiler. Peygamberi ne yanılmakla, ne vehme kapılmakla ve ne de başka bir şekilde itham etmediler. Peygamber surenin sonundaki (artık yaratana secde ediniz) ayetini okuduğunda, Müslümanlar Peygambere inen emre itaat edip, O nasıl secde etti ise öyle secde ettiler. Kureyş’ten olan müşrikler de ilahlarını güzel andığı için Peygamberle birlikte secdeye kapandılar. Ancak El Velid bin el Mugire, yaşı çok ilerlemiş bir ihtiyar olduğundan eğilemedi ve yerden aldığı bir avuç çakıl taşını alnına götürüp onlara secde etti. Bundan sonra halk dağıldı.
Bu sözleri nakleden Muhammed bin Kâb ile Muhammed bin Kays şunu da rivayet ederler.
Geceleyin Cebrail geldi. Peygamber sureyi ona okudu. Cebrail ona, - Ya Muhammet! Allah’ın sana vahiy etmediğini okudun, dedi. Ve Allah şu ayetleri vahiy etti.
( Sana vahiy ettiğimizden uzaklaştırarak, söylediğimizden başkasını bize mal etmen için az kalsın seni şaşırtacaklardı. Öyle olsaydı seni dost edineceklerdi. Şayet seni sağlamlaştırmamış olsaydık, ant olsun onlara meylediverecektin. İşte o zaman sana hayatın ve ölümün katmerli acılarını tattırırdık da, bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. İsra 17/73 )
Bunun üzerine Peygamber, aşağıdaki ayet vahiy edilinceye kadar çok kaygılandı ve korktu. Ayet şudur,
( Senden önce gönderdiğimiz hiçbir peygamber yoktur ki, O bir şey dilesin de, şeytan o dileğin içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah şeytanın telkin ettiğini bozar da, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah Alîmdir, Hakîmdir. Şeytanın bu attığı, gönülleri katılaşanlar için bir fitnedir. Zalimler geri dönülmez bir ayrılık içindedir. Hac 22/53)
Bu ayetler indikten sonra Kureyş, Muhammet bizim ilahlarımızı iyilikle andığına pişman olmuş, başka şeyler söylüyor dediler ve Peygamberin söylediği bu iki cümle müşriklerin diline düştü.
O sırada Habeşistan’da bulunan Müslümanlar bu haberi duyunca, bütün Kureyş’in Müslüman olduğunu zannettiler ve bir kısmı geri döndü. Fakat Mekke’ye vardıklarında Kureyş’in vazgeçtiğini gördüler ve müşriklerin baskısı arttı.” 1
Nasıl buldunuz bilmiyorum ama, fırtınalar koparan şeytan ayetlerinin hatırası işte budur.
Salman Rüşdi’nin ve Turan Dursun’un bu hatırayı okuduktan sonra sordukları ilk soru şu oldu. Yoksa tarihçi Taberi veya aradaki aktaranlar uyduruyorlar mıydı?
Hayır! Ne Taberi, ne de aradaki aktaranlar uydurmuyorlardı. Biraz kapalı geçmekle birlikte, İslam dünyasının iki büyük ismi Abdullah bin Mesut ve Abdullah bin Abbas da aynı hatıradan söz etmekteydiler. Hem de Kuran’dan sonraki en temel kaynağımız olan Buhari’de. İşte hadis;
“Peygamber Mekke’de iken Necm suresini okuyup, surenin sonunda secdeye vardı. Mümin olsun müşrik olsun, beraber olanlar da hep secdeye vardılar. Yalnız bir ihtiyar varmadı ki, bir avuç çakıl veya toprak alıp alnına götürdü ve, bana bu kadarı yeter, dedi. İşte bu kimseyi sonradan Bedirde kafir olarak öldürülmüş gördüm.” 2
O zaman tekrar sordular. Yoksa bu, her mükemmel planda görülen kaçınılmaz bir aksama, ayağa dolaşmak tabir edilen, kazara gözden kaçan bir gaflet midir? Turan Dursun ve Salman Rüşdi’nin bu sorulardan çıkardıkları sonuç şu oldu. Evet, Peygamber vahiy almıyor, uyduruyor. Uyduruyor ve işine gelmeyince de dönüveriyor!
***
Yazarların tek eleştiri konusu elbette bu hatıradan ibaret değildir. Ancak şu andaki konumuz Necm suresindeki bu hatıralar ve bu konudaki düşüncelerimi toplamadan önce, başkalarının bu konuda ne düşündüklerini öğrenmek isterim.
Nereye bakmalı? Tabiidir ki öncelikle okumakta olduğum Tecrid-i Sarih’e. Müellif Zebidi almamış olsa bile, eseri dilimize çeviren sayın Kamil Miras böylesine önemli bir konuyu atlamamış herhalde açıklamıştır.
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin