Şeytan ayetleri hakkında bazı şeyler hissettiğimi, tekrar geri döneceğimi söylemiştim ya, bunun çok kolay olmadığını bilmenizi isterim. O günden bu yana tam üç yıl geçti. Ne zaman düşüncelerimi yazıya dökmek istesem içimde bir şüphe;
- Ya gerçek anladığım gibi değilse?
Beni düşündüren şu;
Çok iyi biliyorum ki, Kuran’ın ayetleri genellikle konuya veya olaya bağlı olarak, surelerin içinde kopuksuz bir bütünlük gösteriyorlar. Şu halde, aynı olaya ait olduğu için aynı surede olması gereken bu üç ayetin farklı surelere dağılması neden? Yoksa şeytan ayetleri gerçekten bir iftira mıydı?
Duygularım karmakarışık. Elbette gerçeğe çok yakın olduğundan şüphem yok ama, sonuçta bütün düşündüklerim sadece bir yakıştırma değil mi?
İyi de ya tam tersi ise? Okuduğum bir kaç satır geçiyor hayalimden,
“ Bütün kaynakların ittifak ettiklerine göre, Haz. Peygambere ne zaman bir vahiy gelse hemen vahiy katiplerinden birini çağırır, bizzat kendi huzurunda yazdırırdı. Kağıt az olduğu için ayetler bazen tabaklanmış deriye, tahta parçalarına veya develerin kürek kemiklerine yazılırdı. Vahiy katipleri bir nüshası kendileri için olmak üzere iki nüsha yazar, sonra yazdıklarını Peygambere arz ederler, şayet bir hata varsa düzeltirlerdi. Peygamber yeni gelen bir ayetin Kuran’ın neresine konacağını bilir, - Bunu falanca sureye koyunuz, diye emrederdi.” 1
Gördünüz mü? Ya Turan Dursun haklı da, Peygamber kendisi dağıtmışsa ayetleri?
Kafam karışıyor, kendime kızıyorum.
Hem üstelik ben bu işlerle niye uğraşıyorum ki? Hocaların bile baş edemediği şeytanla ben mi baş edeceğim? Belki de bu parçayı hiç yazmasam daha iyi olacak. Bunlar şeytan ayetleri değilse bile, şeytanın okuduğu ayetler gibi görünüyor. Baksana, kim nasıl dinlerse öyle anlıyor.
***
Suretleri, Cebrail’i ve Son Peygamberi daha yakından tanıdığım üç yıl sonra karar verdim. Artık geri dönebilir, ayetleri bir kez daha okuyabilirim.
Ancak bu konudaki anlayışımı aktarmadan önce, bin üç yüz yıldır hadiseyi saklamaya çalışan Müslümanların anlayışından, daha doğrusu anlayışsızlığından söz etmenin yararlı olacağını umarım.
( Gördünüz mü Lât, Uzza ve üçüncüleri olarak Menat’ı? Yükseklerden uçan turna kuşları gibidirler ki, bunların da şefaatleri umulur.)
Peygamber, şeytanın söylediği iddia edilen bu sözleri ayet olarak okudu mu, okumadı mı? Böyle bir hadise oldu mu, olmadı mı?
Bu konudaki farklı yorumları sayın Süleyman Ateş’in tefsirinden alıyorum ve işte bir görüş,
“Alimlerin olay üzerinde enine boyuna durmaları ve çeşitli yorumlar yapmaları, olayın bir aslı olduğunu gösterir. İbn Teymiyye de bu rivayetin inkar edilemeyecek kadar sağlam olduğunu ve böyle bir olayın gerçekten meydana geldiğini kabul eder. Esasen bir sonraki ayette, bu olayın gönülleri fesat olanlar için fesat sebebi olduğunun söylenmesi de olayın gerçek olduğunu gösterir.”
Bu da tersi bir görüş,
“ Bu hadisin Peygambere kadar uzanan kopuksuz bir senedi yoktur. Sahih hadis kitapları bu rivayeti almamışlardır. Kadı Iyaz, İbn İshak, Razi ve diğer bazı müfessirlere göre böyle bir olay hiç olmamıştır ve zındıkların uydurmasıdır. Çünkü bir peygamber, melekle şeytanı ayırt edemeyecek bir durumda olursa peygamberliğine güven kalmaz ve peygamberlerin masumluğu ortadan kalkar.”
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin