Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Müslümanlık akıl dinidir diyorlar. Nasıl, aklınız alıyor mu? Bu kabullerle hiçbir zorlama yorum bu duruma mantıklı bir açıklama getiremez. Şu halde bir yerlerde bir yanlışlık olmalı ve bu durumun başka bir izahı olmalıdır. Kuran’dan şüphemiz olmadığına göre de, bu yanlışlık rivayetlerde veya yorumlarda olmalıdır.
Şimdi anlayışımızı gerçeğe bağlıyor ve o günleri bir kere daha yaşıyoruz.
***
Peygamberin bütün insanları olduğu gibi kendi kavmini de çok sevdiğini, söylediklerine inanmadıkları için çok üzüldüğünü ve Allah’tan onları kendisine yaklaştıracak bir sebep yaratmasını istediğini biliyoruz. Dinlemediklerini görünce, kendisi onları dinlemeye başladı. Şöyle diyorlardı,
“- Allah’ın her şeyi dirilttiğini, öldürdüğünü ve rızk verdiğini biliyoruz. İlahlarımız Onun huzurunda bize şefaat eder. Bizim ilahlarımıza saygı duyarsan, biz de seninle bir oluruz.”
Son Peygamber gönlünün olanca saflığı ile düşündü, haksız değillerdi. Kendisinin bile baş gözü ile göremeyip ancak gönlünün ve anlayışının derinliklerinde görebildiği Allah’ı bilmeleri kolay mı? Üstelik insanın alıştığı şeylerden vazgeçmesi zordur ve kendisine saygı gösterilmesini de sever. Gönlünü yokladı. Ah! Aslında her şeyi bir kenara bırakıp onlara koşmayı ve hiçbir şeyin onlardan daha kıymetli olmadığını söyleyip kucaklaşmayı ne kadar da isterdi. Allah için en güzel dinin bu kardeşlik duygusu olduğunu, bu kadar basit olduğunu niçin anlayamıyorlar acaba? Ah bir anlasalar, anlayabilseler!
Ne olurdu sanki kendisinin yapmak isteyip de yapamadığını Allah yapsa! Ne olurdu sanki birdenbire hepsinin gönül gözlerini açıverse de kendi gördüğünü onlar da görür olsalar! Acaba daha çok dua etse bir mucize olmaz mı?
Hayır, olmaz! Olamaz çünkü Allah onların hepsini kendi suretinde yaratmış, kendine vekil etmiştir. Yaşadıkları sürece tümüyle özgür, seçme ve dileme kudretine sahiptirler. Varlığın sonsuz çeşitliliği içinde yerleştikleri yer kendi seçip beğendikleri yer olmalıdır ki yarın Allah’a suç bulmasınlar. Diriliş günü gidecekleri yeri kendi istekleriyle seçtiklerini bilebilsinler. Esasen cennet dediğimiz insanın kendi anlayışının sevip istediği değil midir? Cennetin ve cehennemin farklı derecelerde oluşu da bu farklı seçimler ve farklı suçlar nedeniyle değil midir? Allah onları düşündüklerinden daha yüksek bir cennete koyacak olsaydı, anlamazlardı da kendilerini cehennemde sanırlardı. Doğru değil mi?
Doğru! Peygamber içinin ezildiğini hissediyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Karanlık odanın bir köşesinde, derin bir uykuda olan küçük kızı Fatma’nın başını okşayıp üzerini örttü. Keşke Hatice hayatta olsaydı. Yalnızdı, yapayalnızdı ama, içine kapanıp daha da yalnız kalmak, adeta yok olmak istiyordu. Tıpkı Musa gibi. Dizlerinin üstüne çöktü, içi titriyor, göz pınarlarının dolduğunu hissediyor. Yoksa ağlıyor mu?
“ Ey Muhammet! Demek inanmazlarsa, onlar için üzülerek kendini perişan edeceksin öyle mi! Biz yeryüzünü ve üzerinde olan süslü şeyleri, kimin ne yapacağını kendilerine bildirmek için yarattık. Yoksa sen, mağarada uyuyan kitap ehlinin sadece bilinenden ibaret olduğunu mu zannediyordun? Karanlığa taş atar gibi, mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir derler, veya, beştir, altıncıları köpekleridir derler, yahut, yedidir, sekizincileri köpekleridir derler. De ki, Onların sayısını en iyi Rabb’im bilir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Ya Muhammet! biz sana gerçeği anlatıyoruz. Onları uyurken görseydin, uyanık sanırdın. Bu nedenle, bu anlattığımızın dışında kimseyle tartışma ve bu konuda kimseye de bir şey sorma! Kehf 18/6”
Odanın sessiz karanlığında kendi kendine gülümsedi. Musa’yı ve Allah’ın izzeti geçerken saklandığı kayanın kovuğunu hatırlamıştı. Sonra yavaşça doğrulup küçük pencerenin tahta kepenkleri arasından dışarı baktı. Henüz karanlıktı ve kimseler görünmüyordu ama, herhalde sabah olmak üzeredir.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş