Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Propaganda etkili oldu. Gururlarının okşanmasından memnun olan Mekkeliler, karşılaştıkları Müslümanlara putların üstünlüklerinden bahsetmeye başladılar. Rahman deyince pek bir şey anlaşılmıyordu ama, Lat, Menat ve Uzza’nın yaratıcı karakterleri işte somut olarak görülebiliyordu. Onlar Allah’ın sıfatlarını anlatan doğru sembollerdi. Allah’ın her şeyi yaratan ve yaşatan kudreti, onlar olmadan anlaşılamazdı. Esasen bu gerçeği Peygamber de kabul etmemiş miydi?
Yeni Müslüman olan bazılarının kafaları karışmaya başladı. Bir kaçı Mekkelilerle beraber, eskiden olduğu gibi dua etmek için Kabe’deki putlara giderken, birkaçı da akıl danışmak üzere Ebu Bekir’e gittiler. Sahi, neydi inandıkları Allah’ın Lat ve Menat’dan farkı?
Ebu Bekir, tehlikeli bir saptırma ile karşı karşıya kaldıklarını anlamıştı. Bir akşam üzeri halk arasında konuşulmaya başlanan bu sözleri getirdiğinde, Peygamberin kaşları çatıldı, başı önüne düştü. Cebrail, Ebu Bekir suretinde gelmişti ve söylediklerinin kıymetinin bilinmediğini söylüyordu.
Dostu Ebu Bekir geç vakit ayrıldıktan sonra, Peygamber kafese kapatılmış bir aslan gibi odanın içinde dolanmaya başladı. Yazık, demek anlayamadılar! Şimdi ne yapmalı? Bir ara Habeşistan’daki dostlarını hatırladı. İki gün önce gelen son haberde, yola çıktıkları söyleniyordu. Zaman da ne çabuk geçiyor. Bir ay oldu bile demek! Hay Allah! Artık geri de çeviremez. Yoksa halkı kışkırtan bu şeytanları duymazdan mı gelmeli? Hayır, hayır! Hiç olur mu? Gerçek hakkında suskun kalınamaz. Büyük vebal olur. Bugünü kurtarsa bile, sonradan gelecek insanlara ihanet etmiş olur. Hay Allah! Boşa koysa dolmuyor, doluya koysa almıyor! Belki de o gece hiç uyumadı.
Ertesi sabah Kabe’ye doğru yürürken kararlıydı.
( Gördünüz mü Lât, Uzza ve üçüncüleri olarak Menat’ı? Erkek size, dişi Allah’a öyle mi? Bu paylaşım, ne kadar da haksız bir paylaşım! Bunlar sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değil. Allah, onların gerçekliği hakkında hiçbir bilgi indirmemiştir. Onlar sadece nefislerine hoş gelen bir zanna uyuyorlar. Necm 53/23)
Peygamber eve dönerken hem üzgün, hem de yorgun olduğunu hissediyordu. Belki de biraz tedirgin, onlara karşı sert davranmakla hata yapmadı değil mi?
“ Sana vahiy ettiğimizden uzaklaştırarak, söylediğimizden başkasını bize mal etmen için az kalsın seni şaşırtacaklardı. Öyle olsaydı seni dost edineceklerdi. Şayet seni sağlamlaştırmamış olsaydık, ant olsun onlara meylediverecektin. İşte o zaman sana hayatın ve ölümün katmerli acılarını tattırırdık da, bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. İsra 17/73”
Peygamberin o geceyi rahat geçirdiği söylenemez. Ertesi günü canı dışarı çıkmak istemedi. Mağrur şeytanların gizli tebessümünü ve Mekkelilerin küskün yüzlerini görmek istemiyordu.
Sonraki günlerde sıkıntısı giderek arttı. Arkadaşlarından gelen haberler iyi değildi. Baskılar artmış. O akşam küçük kızı Fatma’ya birkaç lokma bir şeyler yedirip yatırdı, kendisinin iştahı yoktu. Yazık, anlamadılar. Halbuki ne kadar da istemişti onları! Yoksa hata mı yaptı? Yoksa acele mi karar verdi? Yoksa, daha önce Ebu Bekir’e danışsa daha mı iyi olurdu?
Evet, şimdi daha iyi anlıyordu. Anlıyordu ki, insanlar farklı anlayışlarda yaratılmışlardır ve kendileri istemedikçe de aynı anlayışta olamazlar. Kim bilir belki de bu, gelişmeyi doğuran çelişkinin zorunlu bir gereğidir. Ve o gece, belki de dostlar henüz Mekke’ye ulaşmadan önce;
“ Senden önce gönderdiğimiz hiçbir peygamber yoktur ki, O bir şey dilesin de, şeytan o dileğin içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah şeytanın telkin ettiğini bozar da, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah Alîmdir, Hakîmdir. Şeytanın bu attığı, gönülleri katılaşanlar için bir fitnedir. Zalimler geri dönülmez bir ayrılık içindedir. Hac 22/53”

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş