Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Eminim ki ölüye değil, ölünün yanında duran biz dirilere işittirmeye çalışıyorlardı.
Yemekten sonra kalktım. Uğurlayanların arasında Tevfik ağabey de var. Ayrılırken Son Melami’ye bir şeyler söylemek istedim, söyleyemedim. Söyleyebilseydim şöyle diyecektim;
- İzin ver, Son Melami ben olayım da bu arayış artık bitsin. Çünkü sadece arayanı değil, yanında yaşayanları da mutsuz ediyor. Allah’ın gerçeği hemen yanı başımızda durup dururken, bu kadar uzaklara gidip yorulmaya değiyor mu?
***
İstanbul’a geri dönmek üzere yola çıktığımda akşam karanlığı çökmek üzereydi. Otobüsün arka taraflarındaki boş bir koltuğa geçtim. Otobüs evlerin ışıklarını hızla arkada bırakırken Yaşar amca geliyor aklıma. Şimdi sorgu melekleri gelmiş midir acaba? Ellerinde tokmaklar, soruyorlar mıdır Rabb’in kimdir peygamberin kim, mezhebin nedir imamın neci?
Yine böyle bir cenaze dönüşü konuştuğum İsmet amcayı hatırlayıp karanlıkta gülümsüyorum. Birlikte bulunduğumuz bir cenaze töreninde imamın sorgulardan söz eden konuşmasını anlamayıp sormuştum,
- Amca ne diyor bu imam, ciddi mi?
- Boş ver, dedi. Bildiğini değil duyduğunu söylüyor. ( Biz onlardan önce de nicelerini yok ettik. Dinle, ne bir ses, ne bir nefes duyuyor musun? Meryem 19/98) ayetinden haberi yok.
Kendi kitabından haberi olmayanın Tevrat’tan haberi olur mu?
“ Nasıl ki gölden sular çekilir gider de kuruyup çöl olur, insan da öylece yatar da kalkmaz. Gökler yok oluncaya kadar uyanmaz ve uykularından uyandırılmazlar. Eyub 14/11 ”
Evet, Yaşar amca da babam gibi bilmediğim derin uykularda uyuyor. Sorguya daha zaman var.
İyi de kabirleri aydınlatan bir nurdan söz eden Dede ne demek istiyordu acaba, sakın aklıma gelen olmasın?
“Ve İsa onlara dedi ki; Ben dünyaya, bana inananlar karanlıkta kalmasın diye bir nur olarak geldim. Biraz zaman daha bu nur sizin aranızdadır. Nurunuz varken yürüyün ki, sizi karanlık basmasın. Zira karanlıkta yürüyen nereye gittiğini bilmez. Yuhanna 12/35 ”
Sonra Nur suresi geliyor aklıma. Şimdi surenin içinden bir nur göndersem Yaşar amcaya, Allah ruhuna eriştirir mi acaba?
“Allah göklerin ve yerin nurudur. Kristal bir fanusun içinde korunmuş, ışık saçan bir kandil gibidir. Adeta inci gibi parlayan bir yıldız. Bu kandil, hiçbir ülke ve topluma mal edilemeyen bereketli bir ağacın, zeytin gibi bereketli bir ağacın yağından yakılır. Öyle bir yağ ki, neredeyse ateş olmadan tutuşacak. Nur üstüne nurdur o. Allah nurunu dilediği kimseye eriştirir. Allah her şeyi bilir. Nur 24/35 ”
Bu ayet, ağaçların, yıldızların ve zeytinyağına bulanmış kandillerin arasında darmadağın olduğumuz en zor çevirilerden biridir. Artık nurun gerçeği gösteren bir bilgi demek olduğunu tartışmadığımıza göre diğer tanımlar hakkında düşünebilir miyiz?
Işıl ışıl parlayan kristal fanus sonsuz evren, fanusun içindeki kandil insan ve anlayışı, ışıksa çevremize yaydığımız doğru bilgidir. Çevremize bilgi veren bu anlayış kandilinin yağı, gerçeğin kendisidir. Öyle bir gerçek ki ne doğusu vardır ne batısı, ne ülkesi vardır ne toplumu. Gerçek her yerde gerçektir. Kandildeki bu yağı veren en büyük gerçekse, bereketli bir zeytin ağacına benzeyen büyük insanlık ağacıdır.
Aslında bu güzel tefsiri yapan Kuran kendisidir ve şöyle açıklıyor,
“ Ey Peygamber! Şüphe yok ki biz seni uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak. Ahzab 33/46”
Evet Allah nur üstüne nurdur ve her bilginin üstünde muhakkak başka bir bilgi var.
Otobüs gece yarısı mola verdiği tesisten ayrılırken Dede geliyor aklıma. Babam hakkında, oldum Melami buldum belamı diyen Dede.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş