İyi ki neden diye sormamışım o gün, anlatamazmış. Hoş, anlatsa bile anlamazmışım. Meğer Melâmilik her şeyden vazgeçmek pahasına gerçeği aramak demekmiş. Babamı aşağılıyor sanmıştım, meğer babamın yürüdüğü yolun güçlüğünden söz ediyormuş.
Farkında değilmişim ama, meğer babam gibi ben de gerçeği arayan bir Melami imişim de gerçeğe ulaşmak kolay değilmiş.
“ Orada apaçık işaretler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse bilsin ki, Allah’ın âlemlere ihtiyacı yoktur. Al-i İmran 3/97”
Hiç inkar eder miyim? Ama düşünün,
Nedir o işaretler, neresidir o güvende olunan yer? Yoluna gücü yetenler ne demek, nedir Allah’ın hakkı?
Meğer hac demek bulunduğu yerden kalkıp ileriye gitmek demekmiş de, (1) kimsenin aklına düşünce ve davranışlarında ileri gitmek gelmezmiş.
Meğer Mekke’ye gitmeye güç yetermiş de, Allah’ın oturduğu bu kutsal evi ziyaret etmeye herkesin gücü yetmezmiş. Aklı meczup olmakla korkutanların anlatmak istediği meğer buymuş.
Meğer Allah’ın huzuruna giden miracın yolu bir geceden değil, gece gibi kararan bir ömrün içinden geçmekteymiş de, evli ve benim gibi sıradan bir insanın yapabileceği bir şey değilmiş. Meğer Yaşar amcanın toplum ve ailesi tarafından sevilmeyişinin nedeni de buymuş.
Anladım, yaşamın gerçeği bu halkın kaldıramayacağı kadar ağır. Belki de bu yüzden Kuran’a mucize, dünyaya hayal deyip geçiyorlar.
Kuran mucizedir derlerdi de inanmazdım, artık inandım. Nasıl mucize olmasın ki, benim okuduğum şu Kuran baştan sona Müslümanları tehdit ettiği halde Müslümanlar okurken onlara aynı şeyleri söylemiyor. Artık sebebini biliyorum. Çünkü onlar Kuran’ı değil, kendi bildiklerini okuyorlar. Çünkü onların müslümanlıkları İslam’a değil, kendi nefislerinedir.
Namaz, oruç, hac ve zekat! Artık yirmi yıldır sorduğum ve hiç kimseden anlaşılır bir cevap alamadığım şeriatı da anladım. Ancak yine anladım ki şeriat Allah’a ortak koşacağım başka bir kutsallık değil, anlayış kapılarını açmaya çalışan kutsal anahtarlardır.
Evet ama bu kutsal semboller her toplumda var değil mi? Her dinin, iklime ve geleneklere göre değişen bir şeriatı yok mu? Bu şeriatların özünde sakladıkları şey hep aynı değil mi?
Doğru. Kim bilir belki de Allah’ı anın, ibadet edin, oruç tutun, kutsal evi ziyaret edin, insanlara yardım edin diyen Kuran’ın bunu nasıl yapacağımızı söylemeyişi de hepsi aynı olduğu içindir. Tüm dinleri ve kulları sadece insanlık açısından değerlendirip, hepsini kabul ettiği içindir.
Ben bu hiç değişmeyen özün en kısa ve en güzel ifadesini yıllar önce yine İsmet amcadan duymuştum.
- İslamlık, insanlıktır.
***
Sevgili eşim, sevgili çocuklarım! Benden şikayet etmekte hep haklıydınız, yine haklısınız. Ömürden geriye ne kaldı, size kendimi affettirebilir miyim, bilmiyorum. Niyetleri bilen görünmez Allah affeder mi, onu da bilmiyorum. Umarım affeder.
Ama hatırlayın, toplumun ve başkalarının çıkarını kendi çıkarlarımızın üstünde tutardım da, kıskanıp kızardınız. Haklıymışım değil mi? Allah kuru kuruya anılmazmış. Hiçbir şeye benzemeyen ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’ın, insanlıktan başka verdiği bir ölçü yokmuş. Allah, sadece kendi malını ve çocuklarını sevip de kendi suretinde yarattığı insanlığı unutanları sevmiyormuş. Ayete baksanıza;
“ Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Münafikun 63/9”
İlgisiz ve sert miydim? Evet, babalarımız ve dedelerimiz gibi ben de şu ayetin anlamını bilmiyormuşum, hata yaptım.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin