“ Ey iman edenler! Eşleriniz ve çocuklarınız sizin yolunuzda olmayabilirler, onlara bunu bilerek davranın. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz ve örterseniz, bilin ki Allah da çok koruyan ve bağışlayandır. Tegabün 64/14”
Nereden bilirdim beden, nefis, akıl ve ruh isimli dört temel esası? Nasıl bilebilirdim nefsin de çok önemli vazgeçilemez bir esas olduğunu? Yıllardır Allah’ı aradığımı, nefsimi bir yana koyup karalıklara karşı kutsal bir savaş verdiğimi sanıyordum. Meğer bana Allah’ı aratan o merak duygusu bile benim kendi nefsimmiş ve yıllarca ben de nefsime uymuşum da haberim olmamış. Sizin de bir nefis sahibi olduğunuzu bilememiş, bazı küçük kusurlarınızı hoş görmeyi becerememişim.
Ancak bir şey var. Belki henüz farkında değilsiniz ama, zor günler geçirdiğiniz bu savaşın sonunda kazandığınız bir şey var. İster Rahmana bakın ister Rahime, artık bundan sonra hiçbir şeytan sizi Allah ile aldatamaz. Yeter ki siz kendi kendinizi aldatmayın.
***
Eve döndükten iki gün sonra bir akşam kapı çalındı, gelen kardeşim. Yaşar amcanın vefatını öğrenmiş.
- Başımız sağ olsun, Yaşar amca vefat etmiş.
- Evet, benim üzerimde çok hakkı vardı. Allah rahmet etsin.
Salona geçip oturduk. Babamızı ve Yaşar amcayı andığımız birkaç cümleden sonra konuyu değiştirdi,
- Bana verdiğin yazıları okudum.
- Peki nasıl buldun?
- Sevimli değil. Bu yazılar halkın inandığı bir Allah’ı yok ediyor!
- Evet, dedim. Şeytanın anlattığı yalandan bir Allah’ı yok ediyor ve gerçekten var olan Allah’ı anlatıyor.
- Ama melekleri de yok ediyorsun. Sanki Peygamber Hira mağarasında Cebrail diye bir melek görmemiş?
- Evet, tam anladığın gibi! Peygamber mağarada hep yalnızdı. Çünkü melekler görünmezdir ve onları ancak akıl görür, öyle değil mi?
Birden dikkatimi çekti. Allah Allah, bu çocuk neden böyle kırk yıllık Müslüman’mış gibi konuşuyor ki? Yoksa inanmıyor görünse bile, onun da içinde var olmasını hayal ettiği başka bir Allah mı vardı? Yoksa uzaklarda var olan bir Allah fikri insanlara hoş geliyor da, Allah’ı yakına çekmeye çalışmakla hata mı yapıyorum? Çünkü yakına çektikçe hepten görünmez oluyor ve bu durum galiba insanın ümitlerini kırıyor. Bende de öyle olmamış mıydı? Evet haksızlık etmemeliyim, buna hakkım yok.
Kardeşim için üzüldüğümü hissediyorum. Keşke hiç çalışmasaydım, keşke hiç yazmasaydım.
Çay içiyorduk. Ben büyük bir pişmanlık içinde susarken, sıkıntıyla oturduğu koltukta geriye doğru yaslandı.
- Evet, bu anlatım biçimi materyalizmin bilimsel ruhuna aykırı değil ve inkar edilmesi gerekmiyor. Ancak sen de iyi bilirsin ki bu tartışmanın temeli tanrının bilincine uzanır. İdealizm, Allah’ın varlıktan bağımsız ayrı bir bilinci olduğunu ve âlemi de bu bilinçle bilerek yarattığını iddia eder. Böyle olması için de, onların inandığı gibi varlıktan ayrı bir Allah olması gerekir. Eğer iş öyle değilse ve senin söylediğin gibiyse, o zaman da çok iyi bildiğin materyalist gerçek önümüzü kesiyor. Maddi âlemden başka bir varlık yoktur ve madde bilinçsizdir. Bu düğümü çözebilir misin?
Bu çocuğun yaşı benden küçük ama benden akıllı. Doğru ya, bu soru bilim ve din tartışmasındaki en temel sorumuz, bu soru Feurbach’ın en başta sorduğu soru değil mi?
Ruh denilen şeyle dünya arasında nasıl bir ilgi var?
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin